Doğal afetler, insanlık tarihinin en eski ve en öğretici gerçeklerindendir. Deprem, sel, yangın, kuraklık, salgın… Her biri bize aynı hakikati fısıldar: İnsan güçlüdür ama mutlak kudret sahibi değildir. Bugün bilim ve teknoloji çağındayız. Uydu sistemleri, erken uyarı mekanizmaları, dayanıklı yapı teknikleri, afet yönetim planları… Hepsi insan aklının doğaya karşı değil, doğayla birlikte yaşama çabasının ürünüdür. Afetlere hazırlık, bir tercih değil, bir sorumluluktur. Depreme dayanıklı binalar inşa etmek, risk haritaları çıkarmak, acil durum tatbikatları yapmak, afet sonrası psikososyal destek planları hazırlamak; bunların hepsi insanın aklını kullanmasının somut göstergesidir. Kutsal metinlerde defalarca vurgulanan 'akletmez misiniz?' çağrısı, bugünün afet bilimine verilen kadim bir referanstır. Tedbir almak kaderi inkâr değil; kaderin bir parçası olan aklı kullanmaktır. Tevekkül çoğu zaman yanlış anlaşılır. Tevekkül, tedbiri terk etmek değil; tedbir aldıktan sonra sonucu Yaratıcı’ya bırakmaktır. Hz. Peygamber’in 'Deveni bağla, sonra tevekkül et' sözü, afet yönetiminin de en özlü motto ser  levha ilkedir.. Afet yalnızca yıkım değildir; aynı zamanda insan ruhunun sınavıdır. Sabır, pasif bir bekleyiş değil; aktif bir  çözüm yolları arama çabasıdır.. Yaraları sarmak, kayıpları onurlu bir şekilde anmak, yeniden ayağa kalkmak… İşte sabır budur.İsanoğlu’nun  en büyük yanılgısı, bilimi imanla karşıt görmek;    bilimi ise gereksiz görmek olmuştur. Oysa medeniyet, akıl ile kalbin birlikte yürüdüğü yerde doğar. Bilim bize nasıl korunacağımızı öğretir. İman ise neden korunmamız gerektiğini… Tevekkül aklı yok saymak değil; aklın sınırlarını bilerek teslim olmaktır. Sabır ise umutla direnmenin adıdır. Afetlere karşı hazırlık bir mühendislik meselesi olduğu kadar, bir ahlak ve iman meselesidir. Tedbir almak aklın, tevekkül kalbin, sabır ise insanlığın ortak dilidir.Kahramanmaraş merkezli depremler başta olmak üzere doğal afetlerde vefat eden vatandaşlarımızı rahmetle anıyoruz.