Karanlığın zirvesi, ışığın dönüş kapısıdır
21 Aralık… Takvim yapraklarında sıradan bir gün gibi durur ama zamanın nabzını tutanlar bilir: Bu tarih, gecenin en uzun, karanlığın en derin olduğu eşiği temsil eder
21 Aralık… Takvim yapraklarında sıradan bir gün gibi durur ama zamanın nabzını tutanlar bilir: Bu tarih, gecenin en uzun, karanlığın en derin olduğu eşiği temsil eder. Gündüz çekilir, gece hükmünü ilan eder. Ancak ezoterik dil bize şunu fısıldar: Karanlığın zirvesi, ışığın dönüş kapısıdır.
Kur’an bu kozmik dengeyi veciz bir ifadeyle anlatır: “Geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar.” (Hac, 61). Bu ifade yalnızca astronomik bir hakikati değil, varoluşun ritmini de anlatır. İnsan bu ritmin tam merkezindedir.
Ezoterik bakışta 21 Aralık bir son değil, bir duraktır. Güneş görünürde gücünü kaybeder ama hakikatte yeniden doğmaya hazırlanır. Nitekim Kur’an’da buyrulur: “Güneş kendisi için belirlenmiş bir yörüngede akıp gider.” (Yâsîn, 38). Akış durmaz; sadece yön değiştirir.
İnsanın hayatında da geceler uzar. Umut kısalır, sesler susar. İşte bu anlar, içsel dönüşümün başladığı anlardır. Ezoterik dilde gece; yüzleşme, arınma ve derinleşmedir. Tasavvufun çile dediği şey, karanlıktan geçerek olgunlaşmaktır.
Kur’an bu dengeyi bir başka ayette şöyle hatırlatır: “Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.” (Kamer, 49). Ne karanlık sınırsızdır ne de aydınlık zamansız. 21 Aralık gecesi uzun olabilir; fakat ardından günler uzamaya başlar.
Modern insan için 21 Aralık yalnızca bir takvim bilgisidir. Oysa bu gün, içsel bir çağrıdır: Yavaşla, içine dön, karanlığını tanı. Çünkü tanınmayan karanlık insanı yönetir; tanınan karanlık ise insanı dönüştürür.
Unutma: Işığın yolu her zaman karanlığın içinden geçer. Ve her gece, içinde bir sabah saklar.
YORUMLAR


