İnsanlık tarihi mağaralarla başlar; ama asıl mesele mağaranın kendisi değil, oradan nasıl ve ne için çıkıldığıdır. Platon’un Mağara Alegorisi ile Hz. Muhammed’in Hira Mağarası tecrübesi, insanın hakikat arayışını iki farklı ama birbirini tamamlayan pencereden anlatır. Platon’un mağarasında insanlar zincirlidir. Gördükleri şey gerçek değil, gerçeğin gölgesidir. Bu mağara, bugün ekranlarla çevrili, algılarla yönetilen modern insanı hatırlatır. Hira Mağarası ise bilinçli bir yöneliştir. Hz. Muhammed (s.a.v.), Mekke’nin gürültüsünden uzaklaşarak hakikati aramıştır. Burada kaçış değil, arayış vardır. Platon’da mağaradan çıkış acı verir; Hira’da ise vahiy gelir: “Oku!” Her iki çağrı da insanı bilmeye, idrake ve sorumluluğa davet eder. Bugün insan, gölgeleri çoğaltan dijital mağaralarda yaşamaktadır. Oysa hakikat, sessizlikte ve düşüncede kendini gösterir. Hakikat sadece görmek değil, onunla ahlak inşa etmektir. Mağaradan çıkanın sorumluluğu, geri dönüp toplumu uyandırmaktır. Her çağın bir mağarası vardır. Ama her mağaradan çıkış, cesaret ister.