Belki de en büyük kış, içimizdeki duyarsızlıktır
Kış, sadece toprağın değil insanın da üstünü örter. Soğuk, yalnızca havada değil; kalpte, dilde, bakışta da hissedilir.
İşte tam böyle zamanlarda, kadim kültürümüz göğe bakar ve “cemre düştü” der. Önce havaya, sonra suya, en son toprağa…
Isınma yukarıdan aşağıya inerken, insanın da iç dünyasında görünmeyen bir bahar başlar.
Cemre; kelime anlamıyla kor, ateş parçası. Fakat o ateş yakmak için değil, uyandırmak için düşer.
Tabiatın uykusunu bölmek, toprağın nabzını hızlandırmak için…
Ve ne hikmettir ki bu iç ısınış, çoğu zaman Ramazan ayının eşiğine denk gelir.
Sanki gökten düşen cemre ile kalbe düşen vahiy aynı mevsimin iki ayrı tecellisidir.
Toprağa düşen cemre çiçeği uyandırır; kalbe düşen Ramazan insanı.
Tasavvuf geleneğinde insan, küçük bir âlem; kâinat ise büyük bir insandır.
Baharın gelişiyle kâinat dirilirken, oruçla birlikte insanın iç âlemi dirilir.
Biri dış bahar, diğeri iç bahar… Biri çiçek açtırır, diğeri merhamet.
Oruç, sadece mideyi değil, öfkeyi de terbiye eder. Açlık, bedeni zayıflatırken ruhu inceltir.
Modern çağın hız ve haz bağımlılığı içinde savrulan insan, Ramazan’la birlikte yavaşlamayı öğrenir.
Tüketmenin kutsandığı bir dünyada, vazgeçmenin erdemini hatırlar. Çünkü hakikat, çoğu zaman eksiltince görünür.
Cemre havaya düştüğünde rüzgâr yumuşar. Ramazan kalbe düştüğünde dil yumuşar.
Kırıcı sözler yerini duaya bırakır. İnsanın içindeki buzlar çözülür; kibir erir, haset çözülür, öfke buharlaşır.
Tıpkı toprağın altındaki tohumun çatlaması gibi, insan da içten içe yarılır; ama bu yarılış bir yıkım değil, bir doğuştur.
Ramazan, aslında insanın kendine dönmesidir. Gün boyu susan mide, konuşan vicdandır.
Susuzluk, nefsin sesini kısar; ruhun fısıltısını yükseltir.
İftar vakti sadece oruç açılmaz; gönül de açılır. Paylaşılan bir hurma, bölüşülen bir ekmek,
insanın insana olan mesafesini kısaltır.
Cemre toprağa düşünce bahar başlar; Ramazan kalbe düşünce insan başlar.
Belki de en büyük kış, içimizdeki duyarsızlıktır.
Ve en büyük bahar, merhametin yeniden filizlenmesidir.
Şimdi gökyüzüne bakma vakti… İçimize düşen ateşi fark etme vakti…
Çünkü gerçek uyanış, takvim yapraklarında değil; kalbin derinliklerinde başlar.
Cemreler düşüyor. Bahar yaklaşıyor. Ve Ramazan, kapımızı değil; kalbimizi çalıyor.
Isınmaya hazır mıyız?
Sözün özü Gökten inmeye başlayan ilahi Kelam aslında insanlığın kalbine düşen en büyük Cemredir. Ne havaya Ne suya,gönle düşen Cemreyiz.Baharı beklemekten daha kıymetli olan gönüllere Ramazan Baharını taşıyan Cemre olabilmektir.

