Bazı isimler vardır, yalnızca bir kişiliği değil bir  inancı, bir mücadeleyi temsil eder. Hasan Âli Yücel benim için böyle bir isimdir. Onu düşündüğümde gözümün önüne makam odalarında oturan bir devlet adamından çok, elinde kitap taşıyan, gençlerin gözlerine umutla bakan bir eğitim neferi gelir. Çünkü o, eğitimi bir görev değil bir vicdan meselesi, memleket meselesi olarak görmüştür.

1940’lı yılların yoksul ve zor Türkiye’sinde, imkânsızlıkların arasından filizlenen bir hayaldi Köy Enstitüleri.  Bu hayal, köydeki çocuğun da şehirdeki çocuk kadar öğrenmeye hakkı olduğu düşüncesiydi. İşte bu düşünceden doğan Köy Enstitüleri yalnızca bir okul modeli değil, bir aydınlanma hareketiydi. Öğrenciler hem ders görüyor hem üretmeyi öğreniyor, hem kitap okuyor hem toprağı işliyordu. Eğitim, hayattan kopuk değildi, hayatın tam içindeydi. Bilgi ile emek yan yana yürüyordu. İmece böyle doğmuştu.

Bugün eğitim sistemine baktığımızda ne kadar geri gittiğimizi görüyorum. Her şeyden önce eğitimdeki adaletsizlik, paraya dayalı eğitim, Devlet okullarının yeterli desteği alamaması, çocukların sağlıksız beslenmesi,  temizlik, kılık kıyafet, sınav sistemi dengesizliği, sürekli değişen müfredat ve yöneticiler, çağdaşlıktan her geçen gün uzaklaşan bir yapı.. Teknoloji gelişti, imkânlar arttı. Sınıflarda akıllı tahtalar var, öğrencilerin elinde tabletler var. Ama bir yandan da çocuklar bitmeyen sınav maratonlarının içinde sonu belli olmayan bir yarışa sürükleniyor.

Başarı çoğu zaman bir puana, bir sıralamaya indirgeniyor. Oysa eğitim yalnızca ölçülüp biçilen bir sonuç olmamalı, bilimden, sanattan, felsefeden uzak bir eğitim sistemi  insanın iç dünyasını ne kadar büyütebilir. Laiklik anlayışından uzaklaşan eğitim kısmının ise ayrıca  üzerinde durmak gerekiyor.

Hasan Âli Yücel’in en kıymetli adımlarından biri de dünya edebiyatını Türkçeye kazandırma çabasıydı. Onun öncülüğünde kurulan Tercüme Bürosu sayesinde pek çok klasik eser dilimize çevrildi. Çünkü o biliyordu ki farklı düşüncelerle tanışan bir toplum zenginleşir. Bir milletin ufku, okuduğu kitaplar kadar geniştir.

Bugün bilgiye ulaşmak çok kolay fakat anlamak, sorgulamak ve derinleşmek eskisinden daha zor. Hız çağında yaşıyoruz. Her şey çabuk tüketiliyor. Belki de bu yüzden Hasan Âli Yücel’in sakin ama kararlı duruşuna daha çok ihtiyacımız var. Eğitimi yalnızca meslek kazandıran bir sistem değil, insan yetiştiren bir kültür olarak gören bir anlayışı özlüyoruz.

Onun hayal ettiği eğitim düzeninde öğrenci,  düşünebilen, üretebilen ve kendini ifade edebilen bir bireydi. Öğretmen ise yalnızca bilgi aktaran değil, yol gösteren bir ışıktı. Bugün hâlâ bir öğretmenin öğrencisinin hayatına dokunduğu her anda, bir çocuğun merakı desteklendiği her durumda o ruhun yaşadığını hissediyoruz. Günümüzde bu idealde öğretmenlerimizin sayısının çok olduğunu hayal ve umut ediyorum.

Hasan Âli Yücel artık aramızda değil. Ama bir köy okulunun penceresinden sızan sabah ışığında, bir öğrencinin kütüphanede sessizce sayfa çevirmesinde, bir gencin sorgulayan bakışında onun izleri var. Biz de her bir tohumun fideye dönüşünde onu hayal ediyoruz. Her Çocuğun bir tohuma can suyu oluşu gibi. Her dikilen zeytin fidanın bir gencin geleceği olduğu gibi. Bu yüzden okullarda Uygulama bahçeleri konusunda ısrarlıyız. Biliyoruz ki bir çocuk kurtulur dünya kurtulur, bir tohum kurtulur insanlık kurtulur.

  Eğitim bir ülkenin geleceğe yazdığı en uzun mektuptur dersek, o mektubun ilk satırlarına umudu yazanlardan biri de Hasan Âli Yücel’dir. Onu ve emek veren tüm aydınlarımızı saygıyla özlemle anıyoruz.

Bugün bize düşen, o umudu unutmamak. O tohumu yeşertecek nesillere umut olmak. Çünkü eğitim sadece diploma değil, bir gencin kendini bulma yolculuğudur.