Bir zamanlar, kelimelerin henüz acele etmediği bir çağda bir Kalem vardı. Sürekli yazmak isterdi ama ne yazacağını bilmezdi. Çünkü yazmak heves, anlamak nasip işiydi.   Kalem bir gün Harf’e rastladı. Harf küçüktü, sessizdi ama kibirliydi biraz. “Bensiz hiçbir şey anlatamazsın,” dedi Kalem’e. “Beni yanına al, kelime oluruz, cümle oluruz, insanları etkileriz.”   Kalem sevindi. Beraber yazmaya başladılar. Sayfalar doldu, defterler taştı. Ama tuhaf bir şey vardı: Okuyanlar bakıyor ama görmüyordu, dinleyenler duyuyor ama anlamıyordu.   Kalem yoruldu. Harf ağırlaştı. Ne kadar çoğalsalar, o kadar boş hissediyorlardı.   Tam o sırada Sükût geldi. Gürültüsüz, iddiasız, hiçbir şey söylemeden aralarına oturdu.   Kalem itiraz etti: “Biz sözle varız.” Harf küçümsedi: “Ben olmadan mana olmaz.”   Sükût cevap vermedi.   Günler geçti. Kalem durdu. Harf dağıldı. Sayfa beyaz kaldı.   İşte o vakit Mana indi satırlara. Ne bağırdı ne süslendi. Ama kalbe değdi.   Kalem anladı: Her yazılan söz değildir.   Harf anladı: Her görünen anlam taşımaz.   Sükût ise yer açtı. Çünkü hakikat en çok sessizlikte duyulur.   Ve böylece bildiler ki: Kalem yol açar, Harf taşır, Sükût korur, Mana var eder. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü Kutlu olsun Kelamın ve Kalemin ustalarına selam olsun