Sevgililer Günü ve benzeri özel günler, çoğu zaman romantik bir gelenek gibi sunulsa da arka planında son derece sistemli tüketime dayalı ekonomik bir güç barındırıyor.

Bu günlerin büyük kısmı, modern Avrupa merkezli kapitalist düzenin ürünü olarak ortaya çıkmıştır ve zamanla küresel sistemin eliyle yaygınlaştırılmıştır.

Temiz duygular, bu sistem içinde kültürel bir değer olmaktan çıkıp ekonomik bir araca dönüşmüştür. Emperyalizm yalnızca toprakları ve kaynakları değil, kültürel alışkanlıkları da sömürmeye başlamıştır. Sevme biçimleri, kutlama şekli ve “mutluluk” tanımı tek tip hâle getirilmiştir.

Bu süreçte de tüketimi sürekli kılmanın en etkili yolu özel günleri kullanmaktır. İnsanlar sevdiklerini mutlu etmekten çok, sisteme uyum sağlayarak bu günleri farklı duygularla yaşamaktadır. Böylece gönüllülük ortadan kalkmakta, alınan hediyeler ya da kutlamalar bir gösteri aracına dönüşmektedir. Bu düzen ise en çarpıcı bir şekilde, "geleneksel" ya da "evrensel" gibi sunulmaktadır.

Oysa bu güne dek "sevgi"  kavramı belirli günlere sıkıştırılmadan, gündelik hayatın doğal bir parçası olarak yaşanmıştır. Emperyalist kültür, bu yerel ve doğal ilişki biçimlerini değersizleştirerek yerini takvimde  bir güne bırakmış,  satın alınabilir bir sevgi anlayışını ortaya  koymuştur. Sonuç olarak özel günler, masum kutlamalardır, modern sömürünün yumuşak araçları değildir. İnsanlar duygularını değil, harcama alışkanlıklarını merkeze koydukça geleneklerimizi, sevgimizi, vefamızı, kültürümüzü yok ediyoruz. Gerçek bağlarımızı, duygularımızı güçlendirmekten çok bize dayatılan tüketim piyasasını canlı tutuyoruz.  Gerçek sevgi ise hâlâ en temiz hâliyle, bu sistemin dışında ve dayatmasız günlerde var olmaya ve yaşamaya devam ediyor.