Başkasını küçülterek büyüyemeyiz

Hümeze Suresi’nin aynasında dilimizi, kalbimizi ve insanlığımızı yeniden düşünmek

HümezeSuresi’ninaynası

“Her hümeze ve lümeze’nin vay haline!” (Hümeze, 104/1)

Kur’an burada yalnızca kötü söz söyleyen insanı anlatmaz; daha derinde, insanın başkasını küçültme ihtiyacını sorgular. Çünkü mesele yalnızca dil değildir. Mesele, dilin arkasındaki kalptir.

Bir insanı neden küçümseriz?

Birinin kilosuyla alay ederiz. Parasıyla küçümseriz. Ailesini konuşuruz. Başarısını kıskanırız. Başarısızlığını büyütürüz. Kıyafetiyle, görünüşüyle, mesleğiyle, makamıyla insanları sınıflandırırız.

Bazen yüzüne söyleriz. Bazen arkasından konuşuruz. Bazen de yalnızca bakışımızla karşı tarafa “Sen benden daha değersizsin.” mesajını veririz.

Çünkü insanı küçümsemek, kendi nefsimize gizli bir taç takmaktır. Bir başkasını aşağıya çektiğimizde kendimizi yukarıda hissederiz. Fakat hakikat şudur: Başkasını küçülterek büyüyemeyiz.

Hümeze Suresi yalnızca dili değil, egoyu da anlatıyor

“Malının kendisini ebedî yaşatacağını sanır.” (Hümeze, 104/3)

Bir tarafta insanları küçümseyen dil; diğer tarafta malına güvenen ego… İnsan kendisini malıyla büyütmeye çalışırken de başkasını küçümseyerek büyütmeye çalışırken de aynı yanılgının içindedir: Kendisine gerçek olmayan bir üstünlük inşa etmek.

Oysa makam, para, güzellik, şöhret, güç ve alkış geçicidir. Geriye kalan insanın ne olduğu ve ne yaptığıdır.

Bir başkasının kusuru, bizim üstünlüğümüz değildir

“Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin; belki de onlar kendilerinden daha hayırlıdır.” (Hucurât, 49/11)

Sen bir insanın dış görünüşünü görürsün; Allah onun kalbini bilir. Sen onun bugününü görürsün; Allah onun yarınını bilir. Sen onun hatasını görürsün; Allah onun tövbesini bilir.

Öyleyse kendimize şu soruyu sormalıyız: Ben kimi yargılıyorum ve Allah katındaki yerini nereden biliyorum?

Dedikodu: Bir insanın yokluğunda kurulan mahkeme

“Birbirinizin gıybetini yapmayın.” (Hucurât, 49/12)

Gıybet, yalnızca birinin arkasından konuşmak değildir.

Herkesin kimseninbilmediğibirmücadelesivardır. Bir insanın yarasını bilmeden onun yürüyüşü hakkında hüküm vermek, insanlığımıza yakışmaz.

İmam Gazâlî’nin ahlak düşüncesinden bugüne bir ders

İmam Gazâlî’nin ahlak anlayışında insanın dili, kalpte bulunan hâllerin dışa yansıdığı önemli alanlardan biridir. Dil yalnızca kelime üretmez; insanın iç dünyasını da ele verir.

Kalpte öfke varsa dil sertleşir. Kibir varsa dil küçümser. Haset varsa dil kusur arar. Merhamet varsa dil iyileştirir. Sevgi varsa dil gönül alır.

Asıl soru şudur: Ben gerçekten karşımdaki insanın kusurunu mu anlatıyorum, yoksa kendi içimdeki eksiklik duygusunu onun üzerine mi bırakıyorum?

Bugünün Hümeze’si sadece sokakta değil, ekranda da yaşıyor

Eskiden bir insanın arkasından konuşmak için küçük bir topluluk yeterliydi. Bugün ise bir telefon ekranı yeterli.

Bir yorum, bir paylaşım, bir etiket, bir alay, bir küçümseme… Saniyeler içinde binlerce insanın önüne düşebiliyor.

Bu çağın en büyük sınavlarından biri şudur: Ekranın arkasında insan olduğunu unutmamak.

Dilimiz bir imtihan alanıdır

“İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında onu gözetleyen ve kaydeden bir melek bulunmasın.” (Kaf, 50/18)

Söylediğimiz söz kaybolmuyor. Bir insanın kalbinde iz bırakıyor. Çocukluğumuzda duyduğumuz bir cümleyi bugün hâlâ taşıyor olabiliriz.

Bu yüzden söz, ağızdan çıktıktan sonra artık yalnızca bizim değildir. Karşımızdaki insanın hafızasına teslim edilir.

Peki ne yapacağız?

Konuşmadan önce duracağız. Yargılamadan önce düşüneceğiz. Dedikoduya başlamadan önce susacağız. Bir insanın kusurunu gördüğümüzde önce kendimize bakacağız.

Kendimize şu beş soruyu sorabiliriz:
1. Bu söz doğru mu?
2. Bu söz gerekli mi?
3. Bu söz bir insanı iyileştirecek mi?
4. Aynı sözü yüzüne söyleyebilir miyim?
5. Allah’ın huzurunda bu sözün arkasında durabilir miyim?

Eğer cevaplarımız bizi rahatsız ediyorsa belki de susmak, söylemekten dahabüyükbirerdemdir.

Hulasa-İKelam

Başkasınınışığını söndürmekbiziaydınlatmaz

Bir mum başka bir mumun ışığını söndürerek daha parlak hâle gelmez. Bir insan da başka bir insanı küçülterek değer kazanmaz.

Başkalarının kusurları bizim faziletimiz değildir. Başkalarının düşüşü bizim yükselişimiz değildir. Başkalarının başarısızlığı bizim başarımız değildir.

Gerçek büyüklük, başkasını küçük görmemektir.

Belki bugün hepimizin ihtiyacı olan şey, başkalarının kusurlarını büyütecek daha keskin gözler değil; kendi kusurlarımızı görebilecek daha temiz bir kalptir.

Çünkü insan, başkasının açığını bulduğunda değil, kendi nefsinin açığını gördüğünde olgunlaşır.

Ve unutmayalım: Bir insanı küçültmek için yükseldiğimizi sanabiliriz; fakat hakikatte yalnızca kendi kalbimizi küçültürüz.

Çünkü başkasını küçülterek büyüyemeyiz.