Bayramlar; kuruyan gönül topraklarına düşen rahmet damlalarıdır

Bayramlar, sadece takvim yapraklarında işaretlenen özel günler değildir. Onlar, insan ruhunun tabiatla aynı frekansta attığı zamanlardır. Çünkü doğa nasıl her mevsimde yeniden diriliyorsa, insan da bayramlarda iç dünyasını yeniden yeşertir.

Tabiatın Bayramı, İnsanın Bayramı

Kışın ardından toprağın bağrından yükselen ilk filiz nasıl sessiz bir müjdeyse, bayram sabahları da insan kalbinin yeniden umutla uyanışıdır. Gecenin karanlığını yaran sabah ezanı gibi, bayram da kırgınlıkların, yalnızlıkların ve küskünlüklerin üzerine doğan manevi bir güneştir.

Bir ağacın dalları nasıl köklerinden güç alıyorsa, toplumlar da bayramlarla köklerini hatırlar. Unutulan akrabalar aranır, kapılar çalınır, çocukların gözlerinde şekerden daha tatlı bir sevinç belirir. Çünkü bayram, insanın sadece başkasına gitmesi değil; özüne dönmesidir.

Tabiata dikkatle bakıldığında bayramın dili daha iyi anlaşılır. Yağmur, toprağa rahmet olur; bayram da insan ruhuna merhamet olur. Rüzgâr kuru yaprakları savururken nasıl ağacı hafifletirse, affetmek de insanın içindeki yükleri alıp götürür. Belki de bu yüzden kutsal metinlerde bağışlamak, paylaşmak ve gönül almak sürekli hatırlatılır.

“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel şekilde sav.”
(Fussilet Suresi, 34)

ayetinin hayata yansıyan en güzel zamanlarından biridir bayramlar. Çünkü bayram; kin tutmanın değil, gönül yapmanın mevsimidir.

Modern dünyanın hızında insanlar artık birbirine bakıyor ama birbirini göremiyor. Aynı sofrada oturup farklı ekranlara dalan insanlık, aslında ruhsal bir kuraklığın içinden geçiyor. İşte tam da bu noktada bayramlar, kuruyan gönül topraklarına düşen rahmet damlaları gibidir.

Bir kuş sürüsünün gökyüzünde ahenkle hareket etmesi gibi, toplumun da birlik içinde kalabilmesi ortak duygularla mümkündür. Bayramlar bu ortak vicdanın diri kaldığı son limanlardan biridir. Çünkü bayram; sadece bireysel mutluluk değil, toplumsal hafızadır.

Çocukların yeni elbiselerle sokaklara koşması, yaşlıların gözlerinde beliren mahzun tebessüm, uzaklardan gelen misafirler… Bunların her biri aslında insanın tabiatındaki aidiyet arayışının tezahürüdür. İnsan yalnız yaşayamaz; tıpkı tek başına orman olamayan bir ağaç gibi.

Bayramlar bize şunu fısıldar:

Toprak nasıl tohumu saklayıp zamanı gelince filizlendiriyorsa, insan kalbi de sevgiyle dirilir.

Ve belki de en büyük bayram; insanın yeniden insan olmayı hatırladığı gündür.

Muammer GÖKMEN
Uzman Vaiz