Fethiye’nin hatırlanan hikayelerinin mekanlarını kim koruyacak?

“Bu şehrin en değerlileri sokaklarında kalan ayak izleridir” diyorum sıklıkla.

Bu izlerin bu şehirle olan bağını, hikayelerini bu güne kadar sekiz kitabımda öyküleştirmeye çalıştım. ALA VAPUR adındaki dokuzuncu çalışmamı bu hikayelerin hiç kimsenin umurunda olmamasının gönül kırgınlığı nedeni ile de yarım bıraktım.

Bu hikayeler elbette konuşulmalıdır, sözlü tarih kayıt altına alınmalıdır.

Ancak; Belediyelerin bir de,ohikayelerin mekanları ile birlikte koruma, yaşatma görevleri vardır.

Fethiye’nin yaşayarak bu güne ulaşan ve benim KAYIP GERDANLIK olarak tanımladığım, defalarca yazarak anlatmaya çalıştığım değer biçilemez bir hazinesi var.

Tepesidelik yokuşu yamaçlarından başlayarak ortasında Telmessos Antik Tiyatrosunun gerdanlığın en değerli taşı olarak değerlendirildiği ve devamında Paspatur Çarşısı, yamaçları ve Çarşı Caddesini içine alarak Fethiye Kalesine kadar ulaşan bir KAYIP GERDANLIK rotası öylece gözümüzün önünde her geçen gün biraz daha yok edilerek kaybediliyor.

Devamında; Bu şehrin son altmış yılının her anına tanıklık etmiş olan mevcut belediye hizmet binası ve çevresindeki şehir merkezinde elde kalan son yeşil alan var. Bu lokasyonun kullanım biçimini bir meclis kararı ile “ Kent Müzesi ve Sergi Alanları “ olarak değiştirin. Günün koşullarına uygun olarak bir yeni hizmet binası yapma taahhüdü ile bu değerli kent mirasını elinizden bir başka belediye şirketi hüllesi ile kaptırmayın.

KAYIP GERDANLIK ROTASI; uzun, zahmetli ve zor bir yol ama “ Koruma Amaçlı İmar Planı Revizyonu “ ile başlanıp ön cephe röleve çalışması yapılması ile başlansa hiç değilse her aklına gelen “ tamirat izinleri “ ile antik tiyatronun burnunun dibine kadar aklına geleni yapamaz, deniz yönünden bakılınca bir ön görünüm estetiği sağlanır.

Kimse üstüne alınmıyor, ben yazıp anlatmaya çalıştıkça mümkün olduğu kadar öteleyerek akılları sıra görünmez hale getiriyorlar.

Kısa dönem oy&para kazan kazan hesapları ile bütün şehirlerin canına okundu, bu pişkin bir arsızlıkla yapıldı. Fethiye de bu yağma sürecinden fazlasıyla payına düşeni aldı.

Anlaşılıyor ki bir doyma noktası da yok.

Bu şehrin hikayelerinin elde kalan son mekanlarının bu kadar hoyratça yok ediliyor olmasının da konuşulma ihtimali bile neden rahatsızlık yaratır?

Son izleri, son kamusal mekanları bizden sonra bu şehirde yaşayacak olanlara koruyup, işlevlendirme konusundaki “ hemşehrilik “ görevimi ve vicdani sorumluluğumu ancak yazarak anlatabiliyorum.

Muhtemel ki; Ben den sonra “ haklıymış “ diyecek olanlarda çıkacaktır.

Bir özür de benden gelsin; Daha fazlasını yapamadım, yaptırmadılar.

En azından çok denedim bu bilinsin yeter.