GEL DE İNANMA !..

Günler mi kaçıp gidiyor sular mı kayboldu
Bir deli dolu yaşamak vardı hayatı
Bir yerlere mi takıldı anlamadık ne oldu
Sanki dolu dizgin koşan bir attı.

Değerli okurlarım ,can arkadaşlarım hayatın bir bilmece olduğunu
ve onu çözmek için gece gündüz çalıştığımızı bilmeyenimiz var mı? Şaşkına dönmüş ha bire didinip
duruyoruz. Hiçbir şey yerind3e durmuyor değil mi? Aslında hep kaybediyoruz ,kazananlar sanıyor ki
her şey paraya bağlı .hiç parsasıyla mezara konulanı gördünüz mü? Bana tarihten misal vererk bunu
anlatabilirsiniz ama ben şimdiki yüzyıldan bahsediyorum. Bu dünyayı terl ederken sadece zenginin
namlının ucunda para varsa cemaatı çok olur ,garipse bir imam birkaç arkadaşı tabii o da varsa ya
da camiye namaz kılmaya gelmiş bir zevattan başka başında kimseyi bulamazsınız. Onun için Allah
kimseyi yalnız bırakmasın.

Bu haftaki makalemi yaşanmış bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istedim. Bu
hikaye Gümüş Hacı köy İlçesinin bir köyünde geçmiş. Bunu anlatan kişi orada öğretmenlik yapmış
bizzat köy halkından dinlemiş. 1940-1950 yılları arasında köyde yaşayan fakir bir genç varmış .Kimi
kimsesi olmayan bu gence kimse kız vermediği için yalnız yaşarmış. Bu gencin dünyalığı bir eşeği
varmış Her gün erkenden kalkar eşeğini alır dağa çıkar odun toplar odunları eşeğine yükler ilçeye
iner satar kazandığıyla karnını doyurur artan üç beş kuruşu biriktirirmiş. Böylece günler aylar derken
yıllar geçmiş. Gene her günkü gibi eşeğini alıp dağa çıkmış odunları toplayıp eşeğine yüklemiş . daha
yarı yola gelmeden yaşlı eşek çöküvermiş ,hayvanın acı çektiğini gren genç i eşeğin üstündeki
odunları çözüp çıkarmış. Ama eşek bir türlü ayağa kalkamamış ve bir süre sonra orada can vermiş.
Dünyadaki tek dostu can yoldaşı arkadaşını kaybetmenin acısı içinde iki elini başını arasına almış
ağlamış., ağlamış kendini toparlayınca hiç olmazsa son bir görev olarak oraya bir mezar kazmaya
başlamış. Kazmış olduğu mezara eşeğini gömmüş mezarı belli olsun diye de yükselen toprağın
etrafını odunlarla çevirmiş taşlarla örtmüş ve mezarın başına çömelmiş ellerini açıp dua eder gibi
yoldan birkaç kişinin geçtiğini görünce duraklamış.Yoldan geçenler – Başın sağ olsun ölen kimdi?
Diye sormuşlar genç adam göz yaşları içinde -kara toprağa verdiğim dünyadaki tek varlığımdı
,varımdı, yoğumdu ,dayanağımdı, işimdi, aşımdı bana her şeyi o verdi Mezara koyduğum rızık
kapımdı demiş bunları duyan yolcular da çok duygulanmışlar. Başsağlığı dileyip yollarına koyulmuşlar.
Genç çaresiz köyüne dönmüş. Artık tamamen yalnız olduğu için köyden ayrılıp şehrin yolunu
tutmuş.Her ne iş olursa çalışmış ,çalıştıkça kazanmış haliyle kazanınca daha da gayretli çalışmaya
devam etmiş. Zamanla öyle kazanmış ki evlenmeye karar verip bir yuva kurmuş ve yıllar içinde
zengin birisi olmuş. İçinde kendi köyünü özleyen bir isi oluvermiş. Ve bir gün eşine çocuklarına
köyüm gözümde tütüyor ,bana izin verin bir gidip dolaşıp geleyim demiş.

Gümüş Hacı Köye gelmiş. Sonra köyünün arabasına binmiş araba köye yol alırken
k4ndi kendine düşünüyormuş nereden nereye b geldim hey gidi geçip giden yıllar diyormuş.Ve

aklına birden can yoldaşı eşeği gelmiş.Şimdi o mezarının yerinde toprak bile kalmamış taşlık
olmuştur diye düşünüyorken araba o noktada durmuş. O da ne eşeğini gömdüğü yer yeşillikler
ağaçlı ortasında kırmızı kiremitli bir kubbe yükseliyormuş. Ve kalabalık bir halk kitlesi orada
turluyormuş. ŞAŞIRMIŞ Ve şoföre sormuş. Burası neresi?Şoför –Beyim burası Rızık Baba Türbesi
deyince şaşkınlığı iyice artmış. Şoför anlatmaya başlamış -Buranın ziyaretçisi çoktur .Her gün
yüzlerce kişi gelir.İşsiz olan iş, çocuksuz olan çocuk,hasta olan şifa ister. Ne dilersen kabul olur der
Arabadan iner ve etrafa bir bakar burası gerçekten eşeğini gömdüğü yerdir. Ama bu gerçeği orada
söylese nasıl karşılarlardı ama sonunda dayanamayıp yüksek sesle bağırmış -Dostlar beni
dinleyin.size önemli bir şey söyleyeceğim. Titreyen bir sesle toplanan halka -Burada yatan bir evliya
değ*ğil. Kalabalık homurdanmaya başlamış –sen kimsin ? Bizim evliyamıza nasıl saygısızlık edersin
ama o gene devam etmiş .Ben yıllar önce köyünüzde y6aşayan yalnız bir gençtim. Dağdan odun
toplar eşeğime sarar ilçeye gidip satardım yine bir gün odun satamaya giderken eşeğim burada
öldü ve onu buraya gömdüm. İşte burada yatan evliya değil eşeğimdir. Halkta derin bir sessizlik olmuş
sonra öfke dolu sesler yükselmiş -Deli bu diye bağıranlar olmuş. Hatta adamı dövmeye
başlamışlar. Araya giren birisi –ne yapıyorsunuz hiç evliyanın başında adam dövülür mü? Deyip
kalabalığı dağıtmış. Adam kaymakama gidip olayı anlatmış ve yapılan incelemede gerçek ortaya
çıkmış ve türbe kapatılmış ama bu gün o yer hala ziyaret edeniler varmış gelip dua ederlermiş.
İşte insan oğlunun içindeki bitmeyen arayış hakikati bile görmemezlik haline getirir
gerçeğe karşı çıkar .hele günümüzde sahte mürit şeyhler tarikat liderleri varken kulaktan kulağa
yayılan rivayetlerle şişirilen yalanlarla aklın çelindiği düzmece hikâyelerle doldurulduğu
düşünülürse Rıza Baba Türbesi neden olmasın değil mi? Bu haftada bu kadar makalemi burada
noktalıyorum.

Sevgili okurlarım, can arkadaşlarım siz siz olun duyduklarınıza asla inanmayın
okuyun araştırın bakalım altından neler çıkacak görün. Hepinize en içten sevgilerimle selam ve
sevgiler diyorum. Kalın sağlıcakla!...