Kur’an’da yetim konusu son derece güçlü bir ahlaki sorumluluk alanıdır. “Öyleyse yetimi sakın ezme!” (Duhâ, 93/9) buyruğu, yetimin yalnızca maddi olarak değil, onurunun ve şahsiyetinin de korunması gerektiğini hatırlatır.
Ardından gelen “Yardım isteyeni de azarlama.” (Duhâ, 93/10) ifadesi ise meseleyi daha da genişletir. Çünkü insan bazen parasızlıktan değil, sevgisizlikten, yalnızlıktan, çaresizlikten ve anlaşılmamaktan yardım ister.
Gerçek yetim sadece babasız çocuk mudur?
Hz. Peygamber’in meşhur hadisinde yetime sahip çıkan kimseyle kendisinin cennette yan yana olacağını ifade etmesi, yetim meselesinin İslam ahlakındaki önemini gösterir.
Fakat burada daha derin bir soru vardır:
Babası hayatta olduğu hâlde kendisini yetim hisseden çocuklar yok mudur?
Evinde anne babası olduğu hâlde sevgiden mahrum büyüyen bir çocuk…
Etrafında insanlar olduğu hâlde kimse tarafından dinlenmeyen bir genç…
Maddi imkânları bulunduğu hâlde vicdanı aç bırakılmış bir insan…
Toplumun ortasında olduğu hâlde görünmeyen bir insan…
Bunların her biri, yetimliğin farklı yüzlerini bize gösterebilir.
Kur’an'ın yetim uyarısı aslında bir vicdan testidir
Bir çocuğu doyurmak yetimliği bitirmez
Bir çocuğun karnını doyurmak önemlidir.
Ama yetimlik yalnızca açlık değildir.
Bir çocuğun ayakkabısını almak güzeldir.
Ama ona değerli olduğunu hissettirmek daha büyüktür.
Bir çocuğa okul çantası vermek anlamlıdır.
Ama onun hayallerini dinlemek belki de daha değerlidir.
Çünkü yetimlik bazen mideyle değil, kalple ilgilidir.
İnsan, kimsesiz kaldığında değil; kimse tarafından görülmediğinde de yetimleşebilir.
Asıl mesele: Emanete sahip çıkmak.
Bu yüzden gerçek yetim, yalnızca babasını kaybetmiş çocuk değildir.
Gerçek yetim, hakkı yenilen; sesi duyulmayan; sevgiden mahrum bırakılan; geleceği başkalarının ihmali yüzünden karartılan insandır.
En büyük yetimlik: Vicdanın yetim kalması
Belki de çağımızın en büyük yetimliği başka bir yerde yaşanıyor.
Vicdanlarımız yetim kalıyor.
Sokakta ağlayan bir çocuğu görüp telefonumuza bakmaya devam ediyorsak…
Yaşlı bir insanın yalnızlığını fark etmiyorsak…
Bir gencin sessiz çığlığını duymuyorsak…
Yoksulluğu yalnızca bir istatistik olarak görüyorsak…
Bir insanın hakkı yenirken “bana dokunmayan yılan” diyorsak…
O zaman mesele artık yalnızca onların yetimliği değildir.
Bizim insanlığımız da yetim kalmaya başlamıştır.
Yetim hakkı, insan hakkıdır
İslam'ın yetim anlayışı, insanı yalnızca yardım eden ve yardım alan şeklinde ayırmaz.
Bize daha büyük bir sorumluluk yükler:
Güçlüysen koru.
Varlıklıysan paylaş.
Bilgiliysen öğret.
Yetkiliysen adalet et.
Görüyorsan görmezden gelme.
Duyuyorsan sessiz kalma.
Çünkü insan, sahip olduklarının değil, sahip olduklarıyla ne yaptığının hesabını verir.
Bir gün sorulur; “Hayatına dokunduğun insanların kaçının kendisini yalnız hissetmesine engel oldun?”
Çünkü yetimlik yalnızca bir çocuğun başındaki anne-baba yokluğu değildir.
Bazen bir evin içinde sevginin yokluğudur.
Bazen kalabalıkların ortasında insanın görünmez olmasıdır.
Ve bazen de insanlığın kendi vicdanını terk etmesidir.
Gerçek yetim; yalnızca anne-babasını kaybeden değil, insanlığın merhametini kaybettiği kişidir.
İşte bu yüzden yetime sahip çıkmak, sadece bir çocuğun elinden tutmak değildir.
Aslında insanlığın elinden tutmaktır.
Muammer GÖKMEN
Uzman Vaiz