GÖĞÜ DELEN TÂRIK

Karanlığın İçinde Kendi Işığını Bulmak

GIRIŞ

Gece gökyüzüne bakın…

Karanlık, göğün tamamını kaplamış gibi görünür. Fakat sonra bir yıldız belirir. Karanlığı yok etmez; karanlığın içinde görünür olur.

Belki de ışığın en büyük sırrı budur:

Işık, karanlığın olmadığı yerde değil; karanlığın içinde anlam kazanır.

Kur’an, Târık Suresi’nin başlangıcında insanın dikkatini gökyüzüne çevirir:

“Göğe ve Târık’a andolsun. Târık’ın ne olduğunu sen nereden bileceksin? O, karanlığı delen yıldızdır.” (Târık, 86/1-3)

“En-necmü’s-sâkıb” ifadesi, klasik anlam dünyasında parlaklığıyla karanlığı delen yıldızı anlatır.

DNA: BEDENIN ALFABESI

Bir hücrenin yaşayabilmesi için yalnızca madde yetmez; maddenin düzenlenmesi, bilginin okunması ve biyolojik süreçlerin koordinasyonu gerekir.

Dolayısıyla insanı yalnızca “et ve kemik” olarak okumak eksik kalır...

ATEŞ BÖCEĞI: KARANLIKTA KENDI IŞIĞINI ÜRETMEK

Ve sonra doğa bize küçücük bir öğretmen gönderir:

Ateş böceği.

Gecenin içinde küçücük bir ışık yanar.

Ateş böceği ışığı dışarıdan ödünç almaz. Kendi bedeninde üretir..

Burada olağanüstü bir ders var:

Ateş böceği karanlığa rağmen ışık üretir.

Daha doğrusu karanlık, onun ışığının görünmesini sağlar.

Bu, insan hayatının da büyük metaforlarından biridir.

Bazı insanlar aydınlıkta parlar.

Bazıları ise karanlıkta kim olduğunu belli eder.

İNSANIN İÇINDEKI ATEŞ BÖCEĞI

İnsan hayatında da geceler vardır.

Kaybedişler… Hayal kırıklıkları… Yalnızlık… Korkular… Belirsizlik… İç hesaplaşmalar…

Bazen insanın dış dünyası karardığında, içeride küçük bir ışık yanar.

Bir dua…

Bir ayet…

Bir vicdan sesi…

Bir iyilik…

Bir merhamet…

Bir umut…

Bir “yeniden başlayacağım” cümlesi…

Belki de insanın Târık’ı budur.

Göğü delen yıldız gibi…

Karanlığı delen vicdan.

Ateş böceği gibi…

Kendi bulunduğu yerde iyiliğin ışığını yakmak.

BILINÇIN ASIL KARANLIĞI

Belki de bugün insanlığın en büyük karanlığı dışarıda değil.

İçeridedir.

Teknoloji gelişiyor. Yapay zekâ gelişiyor. Genetik bilimi ilerliyor. Uzay teleskopları evrenin daha derinlerini görüyor. Pulsarların ritmini ölçüyoruz. DNA’nın haritasını çıkarıyoruz. Beyindeki elektriksel faaliyetleri kaydediyoruz.

Fakat şu soru hâlâ masada:

İnsan kendi içini ne kadar tanıyor?

Bilim, bilincin sinirsel karşılıklarını araştırmaya devam ediyor; ancak bilinç deneyiminin tam açıklaması hâlâ çözülmüş değil.

Belki de insanlığın yeni keşif alanı yalnızca Mars değildir.

İnsanın kendi iç dünyasıdır.

TÂRIK BIZE NE SÖYLÜYOR?

KENDI KARANLIĞINDA SÖNME

Belki de insanın hayatındaki en büyük sınav şudur:

Karanlık geldiğinde ne yapacaksın?

Başkasının ışığını mı bekleyeceksin?

Yoksa kendi içindeki iyiliği mi büyüteceksin?

Ateş böceği bize küçük olmanın değersiz olmak anlamına gelmediğini gösteriyor.

Bir ateş böceğinin ışığı dünyayı aydınlatmaz.

Ama kendi çevresindeki karanlığı görünür kılar.

Bir yıldız bütün evreni aydınlatmaz.

Ama karanlığın mutlak olmadığını gösterir.

Bir pulsarın ışını bütün gökyüzünü kaplamaz.

Ama milyarlarca kilometre öteden ölçülebilecek kadar güçlü bir kozmik işaret bırakabilir.

Bir insan da bütün dünyayı değiştiremeyebilir.

Ama bir çocuğun hayatını değiştirebilir.

Bir gönlü onarabilir.

Bir yetimin başını okşayabilir.

Bir yanlışın karşısında doğruyu söyleyebilir.

Bir karanlıkta kandil olabilir.

İşte belki Târık’ın insanî mesajı burada saklıdır:

Göğü delen yıldız olmak zorunda değilsin.

Bazen bir ateş böceği kadar küçük bir ışık yeter.

Çünkü karanlık ne kadar büyük olursa olsun, ışığın değeri büyüklüğüyle değil, karanlığın içinde yanabilmesiyle ölçülür.

Ve insanın gerçek uyanışı belki de tam burada başlar:

Kendi karanlığını fark ettiğin anda, içindeki ışığı aramaya başladığında…

Gökte Târık parlar.

Yeryüzünde ateş böceği.

İnsanın içinde ise umut.

Belki bütün mesele şudur:

Karanlığın sana ışık vermesini bekleme.

Sen, karanlığın içinde ışığın tarafında ol.

Çünkü bazı yıldızlar göğü aydınlatır; bazı insanlar ise bir başkasının gecesini…