HÂLÂ ANLAYAMADIK MI?
Sorup duruyoruz durmadan hep kendimize, Sanki bie cevap bulacakmışız gibi, Yazık geçen bu kadar boş zamana, Gerçek hiç değişmiyor duruyor yerinde
Sorup duruyoruz durmadan hep kendimize,
Sanki bie cevap bulacakmışız gibi,
Yazık geçen bu kadar boş zamana,
Gerçek hiç değişmiyor duruyor yerinde.
Hayat öyle acımasız bir hale geldi ki ,bugün buradaydı daha az evvel söyleşmiştik hatta nerede ne zaman oturup sohbet bedeceğiz demiştik Hani şimdi nerede araki bulasın birden sır olup uçtu sanki. Aklınıza ilk gelen ölüm oldu değil mmi? hayır sır olan dostluktu hiç kopmayacak sanılan akıldı bizi bağlayan ama şimdi ara ki bulasın .Boşuna çababalayıp duruyoruz aklımızı bir kaybedersek bir daha ne sohbetimiz kalacak ne de paylaştıklarımız. Hadi canım sende dediğinizi duyar gibiyim aman dikkat sakın sendecili yada bendecillik yapmayın yoksa hepten yok olup gideceğiz. Eğri otursak da ,doğru düşüneleim doğruları konuşalım ve ger şeyin doğrusunu beraberce bulalım .Yoksa tekerlemekteki gibi "Akıl yoksa neylesin Bekir,Abdi karıyı boşamış ne yapsın Bekir" deriz. Hayat biliyorsunuz öyle öğretti ki çok acımasız .Hayat bize bütün acımasızlığıyla gçip gidiyorsa, biz de acumasız olmak zorundayız değil mi? Bazen öylesine kırılgan, öylesine alıngan oluyoruz ki desem bir türlü demesem bir başka türlü demeye başlıyoruz. Bazen bizim söylemek istediklerimizi bir bakıyoruz bir başkası çoktan kaleme almış sanki noktası noktasına aynı duyguları yaşamış kaleme almışız gibi. Neyse bu haftaki makalemi tamamen katıldığım bir yazıyı sizlerle paylaşmak isyiyorum sanki daha yazınız girişinde Sayın Profösör hepimizin bir zır cahil oduğumuzu yüzümüxe vuruyor. Hadi gelin sayın Profösör Celal Şengör'ün yazısını beraber okuyalım.
" Halk zenginiyle, fajkiriyle, şehirlisiyle ,köylüsütle zır cahil. "Türkiye halkı kravat takar ,lüks otomobillerde dolaşı , ,bikinili hatunları sosyetik plajları doldurur ,plansız şehirlere şekilsiz inşaa edrek yaşanmaz hale getirir ,ama tüm bu halk zenginiyle ,fakiriyle ,şehirlisiyle ,köylüsüyle zır cahildir. Kendi tarihinden habersizdir. Aslında ne dilini ,ne dinini bilir, ne geleneklerini tanır,ne de toplumsal değerlerinin evriminden haberdardır. Muhteşem Yüzyıl diye televizyonlarda alkışladığı dönemde devletiene Amerika'dan gelen gümüşün ilk enflasyonu başlattığını bilmez çünkü Avrupalı dünyayı keşfederken muhteşem (!) Padişahları hareminde gönül eğlendirmekte ,dünyayı öğrenelim diyen Piri Reis'in kafasını vurdurmaktadır. O muhteşem (!) yüzyılda Anadolu'da medrese o kadar ayağa dümüştür ki ,öğrenci haydutluğa başlamıştır.( buna softa şekâveti denir) Avrupa'da yenilgimizi Muhteşem (!) Süleyman devrinde aldığımız ( 1. Viyano bozgunu 1529) Hint Okyonusuna her çıkışımızda mini mini Portekiz'den sopayı yiyip Kızıldeniz'e veya Basra Körfezi'ne tıkılışımız da büyük (!) padişah efendimiz devrindedir. Yine onun zamanında dünya keşfedilirken Hint Okyanus'una kadıga denilen sandallalrla 1554 de Hindistan'da karaya oturan büyük(!) amiralimiz, yürüyerek üç senede Hindistan'dan Edirne'ye gelmiş ve meşhur bir kitap ( Mirât-ül Memâlik) yazmıştı. El Alemin Dünyayı öğrendiği bir dönemde Seydi Ali Reis gazel söyleyip ,eğlence partilerini anlatmaktan başka tek bir deytaylı coğrafya bilgisi toplamayı gerekli bulmamıştı. Büyük(!) Sultanımız Süleyman Framsa kralı 1. François'İ hapisten bir mektupla kurtardığını okurduk mektepte. O François 'in kurduğu Collage de France bu gün dünyanın en önemli araştırma kurumlarından biridir. Bizimkinin hangi kurumu ayakta kaldı? Hangi kurumunun insanlığa beş paralık bir faydası oldu? Tek becerdiği şey aklı başında öz oğlu şehzade Mustafa'yı HÜrrem uğruna katlettirip devleti bir ayyaşa teslim ederek ,halkın geleceğini karartmak oldu. Artık Yeter !. Bu ve benzeri rezillikleri ,yalanlarla bezeyip yücelten ,buna karşılık bütün dünyada saygınlık kazandıran ATATÜRK'ü aşağılayan âlim pozlu ,ukala tavırlı zır cahilleri her gün halkın karşısına diken televizyon kanallarından ve gazetelerden gına geldi. Yükselen ahlaksızlık grafiğimiz kimin eseridir sanıyorsunuz? Cehalet tüm fenalıkların anasıdır. Bizde o anayı besleyip büyütüyor,onun tosunculuklarına oylar veriyoruz. Artık Yeter!.. Ayrıca halka bilgi vermekten çok uyrmaya odaklanan kavgalarla Reyting toplamaya çalışan ,yok kuaförüm sensin, yok yemekteyiz, veya temizlik benim işim gibi basit, birbirini aşağılayan proğramlardan da bıktık,usandık, bu kanalları yönetenleri şiddetle kınıyor ve bir an önce aydınlatıcı ,öğretici proğramlar yapmalarını diliyorum. " Prof Dr. Celal ŞENGÖR.
İşte içimizi karartan ve bir an önce kendimize dönüp bakmamız gereken hem tenkit hem uyarıcı bir yazıyı kalaeme almış hocamız Hiç tereddütsüz aynı görüş ve düşünceleri paylaşıyorum. Bu haftaki yazımı gene güze bir fıkra ile bitirmek istiyorum. PARA İÇİN ." Nasrettin Hoca 'yı bir köye vaaz vermesi için davet etmişler. Vaaz vermek için köye gelen hoca -Bir kese altın verirseniz vaaz veririm yoksa döner giderim demiş. Çaresiz kalan köylüleer aralarında toplayıp bir kese altını hocasya vermişler. Harika bir vaaz veren Nasrettin Hoca Cuma namazı çıkışında köylülerin aralarında toplayıp verdikleri bir kese altını köylülere geri vermiş. Köylüler _ Madem geri verecektin niye bir kese altın istedin demişler hoca Nassrettin - Birincisi para ödediğiniz için beni çok dikkatli diğnlediniz. İkincisi de -Cebinde para oldu mu insasn vir başka konuşuyor demiş.
Sevgili okurlarım can arakadaşlarım bu hafta da bu kadar makalemi burada noktalarken hepinize huzur dolu mutlu8 bir gün ve yarınlar diliyorum en içten sevgilerimle ,Kalın sağlıcakla!....
YORUMLAR


