YAZMAK, YAZMAK, YAZMAK!
Duygu ve düşünceleri ifade etmenin en yaygın yollarından birisi yazıdır
Duygu ve düşünceleri ifade etmenin en yaygın yollarından birisi yazıdır. Yazmak ses vermektir. Görüş bildirmektir. Hayata ve olaylara tepki vermektir. “Ben buradayım ve böyle düşünüyorum” demektir. Kendini gizlemenin kolaycılığından sıyrılıp ortaya çıkmaktır. Yazmak çok şeydir aslında anlayana. Yazıların okunması da yazıya ortak olmaktır ve büyük bir erdemdir yazmak gibi. Siz kıymetli okuyucularımızla birlikte yapmaya çalıştığımız şeyin özeti de budur aslında.
Yazmanın sorumluluğu ağırdır. Söz zihinlerde bir zaman kaybolur ama yazı öyle değil. Bir gazetenin köşesinde, kalır gazete soluncaya kadar. Dergi de ise kaybolmaz dergi kaybolmadıkça. Sosyal medya içinde geçerli bu durum. Yazdıklarınız durur öylece silmediğiniz sürece. Yazmak hedef olmaktır. Yazılanları beğenmeyenlerin söz namlularında. Hele bir de etiketi yüksek perdeden ise bak sen o zaman kurşunlara. İster ki hep övülsün, övülsün. Eleştiri mi, yok yok kesin öyle değil! Şucu, bucu! Linçleyin hemen!
Evet, sevgili dostlar, doğruya, yanlışa, hakka, batıla, adile, adaletsize kısaca hayata tepki vermeye devam ediyoruz. Tepki demişken, ne zaman mı? Şimdi! Hikayemizin tam aksine!
Ünlü bir piyanist, şehrin en büyük oteline ait restoranında, konuklara konser vermek için davet edilir. Daveti kabul eden piyanist, bir muziplik düşünür ve henüz konser başlamadan önce düşüncelerini uygulamaya başlar. Konuklar gelmeden önce piyanonun tellerini çıkarır. Ve davetliler geldiği andan itibaren büyük bir aşkla en güzel bestelerini çalmaya başlar. Hatta piyanonun tuşlarına dokunurken kendisinden geçmiş gibi pozlar verir. Ancak piyanonun tellerini daha önceden çıkardığı için, haliyle hiç ses çıkmamaktadır. İki saatten fazla bir zaman dilimi içerisinde rolünü başarı ile uygular. Konser bittikten sonra büyük bir iş başarmış gibi ayağa kalkar ve konukları selamlar. Restoranda bulunan herkes ünlü piyanisti ayakta alkışlar. Restorandan dışarı çıktığında basın mensupları, piyaniste neden böyle bir şey yaptığını sorarlar. Cevap ilginçtir:
İnsanların tepkisizliğinin sınırını ölçmek istedim.
Peki, ölçtünüz mü?
Evet ölçtüm. İnsanların tepkisizliğinin sınırı yokmuş...
Tepkisizliğin de aşırı tepki vermenin de sınırı yok aslında. Haftaya tekrar buluşuncaya kadar yazılarla birlikte, sağlıklı, mutlu ve huzurlu kalın, hoşcakalın.
YORUMLAR


