Hac…
Sadece bir yolculuk değildir.
Kurban…
Sadece bir ibadet değildir.
İkisi birlikte okunduğunda insanın iç dünyasına açılan büyük bir hakikat kapısıdır. Çünkü Hac ile Kurban arasındaki ilişki, zahirde bir ibadet gibi görünse de batınında insanın “kendini bulma” hikâyesidir.
Bugün birçok insane Hac’I bir ziyaret, Kurban’I ise bir kesim olarak görüyor. Oysa hakikatte Hac bir arınma yürüyüşü, kurban ise nefsin çözülüşüdür.
İnsan ihrama girerken aslında dünyadaki bütün unvanlarını çıkarır. Makamını… servetini… kimliğini… gösterişini… Beyaz ihramın içinde herkes eşittir. Çünkü insane Rabb’inin huzuruna marka kıyafetleriyle değil, özüyle çıkar.
Belki de ihram, insanın kefen provasıdır.
Kâbe’nin etrafında dönmek ise sadece fiziksel bir hareket değildir. İnsan tavafta aslında kendi merkezini arar. Modern çağın insanı teknoloji etrafında dönüyor, ekran etrafında dönüyor, ego etrafında dönüyor. Hac ise insane şunu fısıldıyor:
“Merkez sen değilsin.”
İşte tam burada kurban devreye girer.
Çünkü Kâbe’nin etrafında dönen insan, Mina’da kendi içindeki putlarlay üzleşir. Hz. İbrahim’in kurban kıssası sadece bir baba-oğul imtihanıde ğildir; insanlığın egosuyla hesaplaşmasının sembolüdür.
Asıl kesilmesi gereken bazen bir hayvan değil; insanın içindeki “ene”si benliğidir.
Batıni anlamda kurban, nefsin boğazlanmasıdır. Kibirini kesemeyen insanın elindeki bıçak sadece ete işler. Fakathakikikurban, insanıniçindekikaranlığasaplananiradedir.
Bu yüzden Kur’an’da “Onların ne etleri ne kanları Allah’a ulaşır” denilir. Çünkü Allah’ın istediği et değil; bilinçtir. Kan değil; teslimiyettir.
Hac ve kurban birlikte düşünüldüğünde büyük bir hakikat ortaya çıkar:
Hac insanı arındırır,
Kurban insanı dönüştürür.
Arafat bunun zirvesidir. İnsan orada sadece dua etmez; kendisiyle yüzleşir. Kalabalıkların içinde ilk defa kendi yalnızlığını fark eder. Çünkü Arafat’ın özü “marifet”tir; yani kendini tanımak…
“Men arefe nefsehu…” sırrı belki de en çok orada hissedilir.
Bugünün insanı bilgi çağında yaşıyor ama kendini bilmiyor. Dünyayı haritalandırıyor ama ruhunu kaybediyor. Yapay zekâ büyüyor fakat insanın iç boşluğu da büyüyor. İşte hac ve kurban, modern insanın kaybettiği ruh merkezini yeniden hatırlatıyor.
Mina’daki taşlar sadece şeytana atılmaz aslında…
İnsanın içindeki kibire atılır.
Hırsa atılır.
Nefrete atılır.
Bitmeyen dünya tutkusuna atılır.
Ve kurban kesildiğinde insan şunu anlamaya başlar:
Hakikate yaklaşmak için bazen insanın kendinden vazgeçmesi gerekir.
Belki de bu yüzden hacın sonunda insanın adı değişmez ama ruhu değişir.
Çünkü gerçek hacı, Kâbe’yi gören değil; kendi içindeki egosunu, kibrini ve hırsını yıkabilendir.
Ve gerçek kurban…
İnsanı Allah’a yaklaştırırken aynı zamanda kendi hakikatine de yaklaştırandır.
Muammer GÖKMEN
Uzman Vaiz