Bir an telefonu kapattı.
Pencereyi açtı.
Gökyüzüne baktı.
Şehrin ışıkları yıldızları gizlemişti. İnsanlar birbirine hiç olmadığı kadar yakın görünmesine rağmen, ruhlar birbirinden hiç olmadığı kadar uzaklaşmıştı.
Tam o sırada, asırlar öncesinden gelen bir yolculuk düştü zihnine…
Bir mağarada başlayan umut…
Bir dostla birlikte çıkılan zorlu bir yol…
Arkada bırakılan evler, alışkanlıklar, hatıralar…
Ve önlerinde bilinmezliklerle dolu yeni bir hayat…
Hicret…
Aradan on dört asır geçmişti. Değişen develer yerine uçaklar, kervanlar yerine otomobiller, mektuplar yerine dijital mesajlar olmuştu. Fakat insanın içindeki arayış hiç değişmemişti.
Çünkü hicret, sadece Mekke'den Medine'ye yapılan tarihî bir yolculuk değildi.
Hicret; karanlıktan aydınlığa, umutsuzluktan umuda, esaretten özgürlüğe doğru yapılan büyük yürüyüştü.
Bugün insanlık başka çöllerden geçiyor.
Bağımlılıkların çölünden…
Tüketim hırsının çölünden…
Dijital gürültünün ve yalnızlığın çölünden…
Belki de çağımızın insanı, yeni bir hicrete her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor.
Hz. Peygamber (sav), hicretle birlikte yalnızca bir şehir değiştirmedi; adaletin, merhametin ve kardeşliğin üzerine kurulu yeni bir medeniyet inşa etti. Çünkü hicret, kaçış değil; yeniden dirilişti.
Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur:
"Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek birçok yer ve genişlik bulur." (Nisâ, 4/100)
Belki bugün bizim de terk etmemiz gereken şeyler vardır.
Kimi zaman öfke…
Kimi zaman kibir…
Kimi zaman ekrana bağımlı bir hayat…
Kimi zaman da kalbimizi daraltan kin ve haset…
Çünkü gerçek hicret, kilometrelerle ölçülmez.
Asıl hicret, insanın kendisini hakikatten uzaklaştıran her şeyden uzaklaşabilmesidir.
Yeni hicrî yılın eşiğinde kendimize şu soruyu sormalıyız:
Acaba biz, hangi yanlışlarımızdan hicret etmeye hazırız?
Zira yollar değişse de, çağlar değişse de, hakikate doğru yürüyüş devam etmektedir.
Ve bazen bir insanın kalbinde başlayan küçük bir hicret, bir toplumun, hatta bir medeniyetin yeniden dirilişine dönüşebilir.
Çünkü hicret; yalnızca geçmişin hatırası değil, her çağın insanına yeniden insan olmayı öğreten ilahî bir davettir.
Muammer GÖKMEN
Uzman Vaiz