Modern toplum, tarihte ilk kez kötülüğe bu kadar yakından bakıp bu kadar uzakta durmayı başardı. Gözlerimiz sürekli açık; fakat irademiz kapalı. Bilgi çağında yaşıyoruz ama bilgelik çağında değil.
Seyir, modern insanın yeni ahlaki pozisyonudur. Ne zalimdir ne mazlum; ama her ikisinin arasındaki en güvenli yerde durur. Sosyolojik olarak bu durum, sorumluluğun kolektif biçimde buharlaşmasıdır. Kalabalık büyüdükçe vicdan küçülür.
Dijital vitrinlerde acı teşhir edilir. Yoksulluk bir kareye, şiddet bir videoya, adaletsizlik bir etikete indirgenir. Her şey görünürdür; ama hiçbir şey dönüştürücü değildir. Çünkü seyir, eylem doğurmaz. Sadece geçici duygular üretir.
Bu yeni çağda zulüm bağırmaz; algoritmayla fısıldar. Kötülük artık saklanmaz, normalize edilir. İnsanlar buna alışır. Alışmak ise en derin çürümedir. Hannah Arendt’in sözünü ettiği sıradanlık, bugün sessizliğin sıradanlığına dönüşmüştür.
Edebi bir ifadeyle söylemek gerekirse: Modern insan, kötülüğe bakarken aynaya bakmaz. Oysa her uzun seyir, izleyeni de biçimlendirir. Sessizlik, zamanla karakter olur.
Seyir zulmü, çağımızın en konforlu suçudur. Bedeli yoktur, izi yoktur, faili belirsizdir. Ama sonuçları gerçektir. Toplumlar böyle çözülür; büyük çöküşler küçük suskunluklarla başlar.
AHLAKİ ÖLÇÜ
Resûlullah (s.a.v.) buyurur:
“Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu, imanın en zayıf derecesidir.”
(Müslim, Îmân, 78)
Bugün mesele kötülüğün varlığı değil; ona karşı nerede durduğumuzdur.
Çünkü tarih, zalimlerden çok seyircileri yazar.
Ve perde kapandığında sorulacak soru şudur:
Bu kadar şey olurken, sen neredeydin?
Kalabalık büyüdükçe vicdan küçülür
Modern toplum, tarihte ilk kez kötülüğe bu kadar yakından bakıp bu kadar uzakta durmayı başardı
Bunlar da ilginizi çekebilir