"DİKKAT! Bugün geniş kitlelere çok cazip görünen ama bir o kadar da tehlikeli olan bir illüzyon pazarlanıyor: 'Hiçbir şey yapmana gerek yok, sadece dur... Zihnini sustur ve düşünme!'
Ne yazık ki bu sahte konfor alanı, insanı uyandırmak yerine derin bir uyuşukluğa, atalete ve gerçeklikten kopuşa sürüklüyor. Bu yanılgıya düşen kimileri işini bırakıyor, kimileri ailesini ve eşini terk ediyor, kimileri ise hayattan tamamen elini eteğini çekiyor. Uyanışı, sorumluluklardan bir 'kaçış' ve pasif bir atalet zannediyorlar."
İşin en büyük çelişkisi ise şurada yatıyor: "Hiçbir şey yapmaya gerek yok, her şey kendiliğinden olur" diyen bazı kişiler; sohbet programları düzelemekte, kitaplar yazmakta, seminerler yapmakta ve birlikte yaşam merkezleri kurma projeleriyle kitleleri etrafında toplamaktadır. Yani kendi iddialarını, yine kendi eylemleriyle çürütmektedirler.
Oysa hakikat bilgileri ve yaratılış kanunları (Sünnetullah), durağanlığı değil, muazzam ve kesintisiz bir devinimi emreder. Atom altı parçacıklardan galaksilere kadar her şey aktif bir hareket halindeyken, insanı eylemsizliğe davet etmek fıtrata aykırıdır.
Kur'an-ı Kerim, insanı pasif bir izleyici olarak değil, irade sahibi, sorumlu ve şuurlu bir aktör olarak konumlandırır. Bu durum ilahi kelamda çok net sınırlarla çizilmiştir:
İnşirah Suresi 7. ayette yer alan,
"O halde boş kaldın mı, hemen başka bir işe koyul!" emri, manevi ya da dünyevi hayatta atalete yer olmadığının en açık kanıtıdır.
Ra’d Suresi 11. ayette belirtilen,
"Şüphesiz ki, bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez" ilkesi, uyanışın gökten zahmetsizce inen bir lütuf değil, içeriden dışarıya doğru yürütülen ciddi bir emek ve yüzleşme süreci olduğunu gösterir.
Gerçek manevi olgunluk seviyesi, hayattan elini eteğini çekerek zihni tamamen susturmak ve çevresine karşı tepkisizleşmek demek değildir. Tam aksine; yaşamın içindeki sarsıcı, zorlayıcı imtihanları, göğüslemek; ardından o fırtınanın içindeki lütfu, güzelliği fark ederek zevk edebilmektir.
"Nasıl ki yanıcı hidrojen ile yakıcı oksijen zıtlıklarından sıyrılıp hayata can veren suya dönüşüyorsa, gerçek uyanış da zıtların birliğinden doğar. İnsan, ancak bu zıtlıkları kendi içinde sentezleyebildiğinde yaşamda ustalaşma sanatını icra etmeye başlar.
" Bunun içinde kişinin yola revan olup araştırmalar yapması anlama çalışıp tefekkür etmesi ve deneyimleyerek yaşamda ustalaşması gerekir.
Önce çaba sonra teslimiyet gelir. çabasız bir teslimiyetin kimseye faydası yoktur. Bunun pratik yaşamdaki formülü ise Âl-i İmrân Suresi 159. ayette gizlidir:
"...Bir kere azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et..."
• Azim (İrade): İnsanın aklını kullanması, sorumluluk alması, neden-sonuç ilişkilerini gözeterek elinden gelen tüm maddi ve manevi çabayı ortaya koymasıdır.
• Tevekkül (Teslimiyet): Eylemi gerçekleştirdikten sonra, kontrolü dışındaki sonuçlar için kaygılanmayı bırakıp sisteme ve yaratıcı kudrete güvenmesidir.
Özetle; azimsiz tevekkül tembellik ve sorumsuzluk getirirken; tevekkülsüz azim ise kibir ve anksiyete doğurur.
Sonuç olarak gerçek bir uyanış rehberi; insanları kendi travmalarından, gölge yanlarından ve dünyevi sorumluluklarından kaçırmak için maneviyatı bir maske olarak kullanmaz. Aksine, kişiyi hayatın tam merkezine yerleştirir.
İnsanın bu dünyadaki yetkinliği, köşesine çekilip pasif bir sessizliğe gömülmesinde değil; iradesini ve aklını en yüksek perdeden kullanarak, doğadaki mükemmel uyuma şuurlu bir şekilde şahitlik etmesinde ve aktif bir yaşam sürmesinde saklıdır.Kamil insan olmak budur.
Sevgiyle Kalın
Aydanur Aktaş HIRA