Yaklaşık 55 yıllık meslek hayatında Türkiye’nin birçok bölgesinde çalışan Emek, bugün Fethiye’de küçük dükkânında hem makineleri tamir ediyor hem de yılların birikimini gelecek nesillere aktarmayı bekliyor.
1952 yılında Denizli’de dünyaya gelen Osman Emek, meslek hayatının temellerini henüz genç yaşlarda attı. 1971 yılında Erkek Sanat Enstitüsü Torna ve Tesviye Bölümü’nden mezun olan Emek, iki yıl sonra Singer’de teknisyen olarak çalışmaya başladı.
Singer’de teknisyenlikten bölge müfettişliğine, ardından pazarlama görevlerine kadar farklı kademelerde görev yapan Emek; Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde çalıştı. Ancak görev tanımı ne olursa olsun dikiş makinesi tamirini hiçbir zaman bırakmadı.
“Bu benim görevim değil” demeden, mesleğini severek ve isteyerek sürdürdüğünü belirten Emek, 1998 yılında emekli oldu.
“EMEKLİ OLDUKTAN SONRA DÜKKÂNI AÇTIM”
Osman Emek’in Singer’deki ilk çalışma bölgelerinden biri Fethiye, Aydın ve Denizli hattıydı. Yıllar sonra emekliliğinin ardından yeniden Fethiye’ye yerleşerek kendi dükkânını açtı.
O günkü Fethiye ile bugünkü Fethiye arasındaki değişime de yakından tanıklık eden Emek, ilçenin o yıllarda yaklaşık 12 bin nüfuslu olduğunu ve herkesin birbirini tanıdığını anlatıyor.
Emek için Fethiye’ye dönüş yalnızca yeni bir iş kurmak anlamına gelmedi. Daha önce çalıştığı bölgenin dikiş makinesi potansiyelini yıllar öncesinden hesaplayarak geldi.
Kendi hesabına göre bölgede Singer ve rakip firmalar tarafından yaklaşık 15 bin dikiş makinesi satılmıştı. Bunların yüzde 10’unun yılda tamir için kendisine gelmesi halinde ortaya çıkacak iş miktarının, tek başına yetişebileceğinden çok daha fazla olacağını hesapladı.
Ancak Emek’in yıllar içerisindeki gerçek çalışma temposu yaklaşık yılda 600-700 makine civarında oldu.
“MESLEĞİNİ SEVEREK YAPACAKSIN”
Osman Emek’in meslek anlayışının merkezinde para değil, işini doğru yapmak var.
“Mesleğini severek yapacaksın, kalpten yapacaksın” diyen Emek, yıllar boyunca müşterilerine karşı dürüst davranmayı mesleğinin en önemli kurallarından biri olarak gördü.
Kendisinin de hata yapabileceğini ancak hata yapmamak için büyük çaba gösterdiğini anlatan Emek, kazanç uğruna mesleki doğruluktan vazgeçmediğini belirtiyor.
Bu anlayışın bugün kendisine geri döndüğünü söyleyen Emek, yıllar boyunca kazandığı en önemli şeyin yalnızca para değil, müşterilerinin güveni olduğunu ifade ediyor.
BİR ASIRDAN ESKİ MAKİNELERİ BİLE TAMİR ETTİ
Yaklaşık 55 yıllık meslek hayatında Osman Emek, dikiş makinelerinin geçirdiği değişimin de canlı tanığı oldu.
Bir dönem neredeyse her evde bulunan dikiş makinelerinin zamanla konfeksiyon ve tekstil sektörünün gelişmesiyle geri planda kaldığını anlatan Emek, geçmişte insanların kendi kıyafetlerini diktiğini, genç kızların ve kadınların halk eğitim merkezlerinde dikiş kurslarına katıldığını hatırlatıyor.
Emek’in elinden geçen makineler arasında bir asırdan daha eski olanlar da bulunuyor. Sivri mekik ve altılı mekik gibi eski sistemlerle çalışan makineleri tamir eden usta, bu makinelerin artık çok nadir karşısına çıktığını söylüyor.
Son 10-15 yılda dikiş makinelerine olan ilginin yeniden değişmeye başladığını belirten Emek, son dönemde gençlerin de dikiş makinelerine yeniden ilgi göstermeye başladığını gözlemliyor.
Bu ilginin hayat pahalılığından mı yoksa insanların yeniden üretmeye duyduğu ilgiden mi kaynaklandığını ise kendisinin de tam olarak bilemediğini söylüyor.
“BİLMEDİĞİM MAKİNEYİ NEDEN YAPAYIM?”
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte dikiş makineleri de değişti. Mekanik makinelerin yerini elektronik ve bilgisayarlı sistemler almaya başladı.
Osman Emek ise bilmediği bir makineyi sırf para kazanmak için tamir etmeyi reddediyor.
Özellikle yeni nesil bilgisayarlı makinelerde bilmediği bir arızaya müdahale ederek müşterinin makinesine zarar vermenin doğru olmadığını belirten Emek, “Ben bilmediğim makineyi yaparım diyerek müşterinin makinesini mahvetmeye hak sahibi miyim?” anlayışıyla hareket ediyor.
Ona göre ustalık, her şeyi yapabildiğini söylemek değil; bilmediğin yerde bunu dürüstçe kabul edebilmek.
“GELSİN BİR ÇIRAK, EN İNCE NOKTASINA KADAR ÖĞRETİRİM”
Mesleğin geleceği konusunda en çok endişe duyduğu konuların başında ise çırak yetişmemesi geliyor.
Bugüne kadar bir çırak yetiştirdiğini ancak onun mesleğe devam etmediğini anlatan Emek, kendisine gerçekten öğrenmek isteyen bir genç gelmesi halinde bildiği her şeyi aktarmaya hazır olduğunu söylüyor.
“Gelsin bir çocuk, yetiştireyim. Mesleğin en ince noktasına kadar öğretirim” diyen Emek, hatta genç bir çırağın mesleği öğrenmesi halinde dükkânını dahi ona bırakabileceğini ifade ediyor.
Kendisinin de mesleğe başladıktan sonra yalnızca kısa bir süre eğitim aldığını, asıl gelişimini yıllar boyunca çalışarak ve kendisini sürekli geliştirerek sağladığını anlatıyor.
Bu noktada okul eğitiminin ve genç yaşlardan itibaren sahip olduğu el becerisinin kendisine büyük katkı sağladığını belirtiyor.
“USTA OLMAK ZOR, İŞİNİ SEVEN USTA OLMAK DAHA ZOR”
Emek’e göre iyi bir usta olmak yalnızca teknik bilgiyle mümkün değil.
El becerisi, sabır, meslek sevgisi ve vicdanın bir arada olması gerektiğini söyleyen Emek, “Usta olmak zaten zor. Bir işi seven usta olmak daha zor” sözleriyle mesleğe bakışını özetliyor.
Kendisinin çocukluğundan itibaren çalıştığını, yaz tatillerinde dahi boş durmadığını anlatan Emek, aile büyüklerinden gördüğü çalışma kültürünün hayatında önemli bir yer tuttuğunu ifade ediyor.
“ARTIK PARA KAZANMA HIRSIM YOK”
75 yaşına yaklaşan Osman Emek için çalışma hayatının son dönemleri artık farklı bir anlam taşıyor.
Çocuklarını okuttuğunu, üniversite eğitimi almalarını sağladığını, ev ve araba sahibi olduğunu, torunlarının bulunduğunu belirten Emek, artık gençlik yıllarındaki para kazanma hırsının kalmadığını söylüyor.
Bugün dükkânına gelmesinin en önemli nedenlerinden biri ise insanlarla bir arada olmak.
Dostlarıyla sohbet etmek, müşterileriyle yılların hatıralarını konuşmak ve mesleğiyle bağını sürdürmek onun için artık başlı başına bir yaşam biçimi.
“ÇOCUKLARA SADECE TELEFON VERMEYELİM”
Osman Emek’in meslek dışında da gençlerle ilgili önemli bir mesajı var.
Çocukların yalnızca telefon ve teknolojiyle vakit geçirmesinin doğru olmadığını düşünen Emek, gençlerin hayatı tanıması, çalışmayı öğrenmesi ve kendi yeteneklerine uygun bir meslek seçmesi gerektiğini söylüyor.
Özellikle torunları üzerinden de bu konuyu değerlendiren Emek, çocukların eğitim hayatının yanında hayatın farklı alanlarını görmesinin ve üretmenin değerini öğrenmesinin önemli olduğunu vurguluyor.
1975’TEKİ MAAŞIYLA İLGİNÇ BİR ANISI VAR
Osman Emek’in meslek hayatında ekonomik açıdan dikkat çeken anılarından biri de Singer’de çalıştığı 1975 yılına ait.
Dönemin ekonomik ve siyasi şartları nedeniyle Singer tarafından sanayi bölgesinde görevlendirilen Emek, o yıllarda yürütülen dikiş makinesi kampanyasında aktif olarak çalıştı. Satışlardan elde ettiği kazançla birlikte o dönem 38 bin 500 lira gelir elde ettiğini anlatan Emek, bankaya çeki götürdüğünde banka müdürünün rakama inanmadığını söylüyor.
Emek, o günü şöyle anlatıyor:
“Bankaya çeki götürdüğümde banka müdürü inanmadı. ‘Ben 1300 lira alıyorum’ dedi. O dönemde 38 bin 500 lira çok büyük bir paraydı.”
Yıllar sonra Takvim gazetesinde 1975 yılına ilişkin bir haberde, dönemin Cumhurbaşkanı’nın maaşının yaklaşık 5 bin 500-5 bin 700 lira civarında olduğunu gördüğünü belirten Emek, aldığı paranın dönemin şartlarında ne kadar yüksek olduğunu bir kez daha fark ettiğini ifade ediyor.
Emek, bu gelirin normal maaştan değil, Singer’in yürüttüğü dikiş makinesi kampanyasındaki satışlardan elde edilen kazançtan kaynaklandığını özellikle vurguluyor.
O yıllarda yalnızca hafta içi değil, cumartesi günleri de çalıştığını belirten Emek, yıllar boyunca kazandıklarıyla çocuklarını okuttuğunu, İstanbul’da ev sahibi olduğunu, yazlık ve otomobil aldığını anlatıyor.
Emek’e göre bütün bunların temelinde ise tek bir şey vardı: çok çalışmak.
Cumartesi günleri dahi çalıştığını belirten Emek, yıllar içerisinde kazandıklarıyla çocuklarını okuttuğunu, İstanbul’da yaşadığını, ev ve yazlık sahibi olduğunu ve tüm bunları büyük ölçüde kendi emeğiyle gerçekleştirdiğini ifade ediyor.
Onun hikâyesinde para ise hiçbir zaman tek başına hedef olmadı.
Çünkü Osman Emek’in yaklaşık 55 yıllık meslek hayatını özetleyen en önemli cümle şu:
“Para kazanacaksın ama para kazanırken dürüstlüğünü, kalbinin temizliğini ve sanatını koruyacaksın.”
Bugün Fethiye’de küçük dükkânında dikiş makinelerinin başında oturan Osman Emek, değişen teknolojiye, değişen şehre ve değişen nesillere rağmen mesleğine duyduğu sevgiyi koruyor.
1973’te başlayan bu hikâye, bugün yalnızca bir dikiş makinesi ustasının değil; çalışarak, üreterek ve mesleğine sadık kalarak geçen bir ömrün hikâyesi olarak Fethiye’de yaşamaya devam ediyor.