Zihnin derinliklerinde sessizce işleyen "Erkekler daha değerli, kadınlar önemsiz; ben de bu yüzden eziliyorum" inancı, sıradan bir sitem ya da yüzeysel bir şikâyet değildir; bu, kişinin kendi içsel gücünü zihinsel bir kurban rolüne teslim etmesinin ve öz hakikatinden kopuşunun derin bir tezahürüdür.

Bu ifade; köklerini geçmiş deneyimlerden, kolektif ve toplumsal koşullanmalardan ve alt benliğin "öteki üzerinden kendini tanımlama" tuzağından alan derin bir değersizlik ve yetersizlik inancının dışa vurumudur.

Çocukluk çağından itibaren maruz kalınan ailevi tutumlar, toplumsal roller ve kültürel anlatılar, alt benlikte (ego) sarsılmaz sanılan inanç kalıpları (şemalar) oluşturur. Kadın veya erkek olmaya yüklenen anlamlar, kişinin kendi değerini öğrenme sürecinde belirleyici hale gelir.

Uzman çavuş itfaiye aracının kayması sonucu hayatını kaybetti
Uzman çavuş itfaiye aracının kayması sonucu hayatını kaybetti
İçeriği Görüntüle

Toplumsal Koşullanma: "Erkeklerin daha önemli veya güçlü olduğu" algısı, kuşaktan kuşağa aktarılan şartlanmaların sonucudur. Zihin, bu hazır şablonları sorgulamadan benimsediğinde, kendi gerçekliğini bu varsayım üzerine inşa eder.

Geçmiş Deneyimlerin Gölgesi: Aile içinde veya ilişkilerde tecrübe edilen adaletsizlikler, yok sayılmalar ve sınır ihlalleri; zihnin "ben zaten önemsizim" kabulünü doğrulamak için kullandığı kanıtlara dönüşür.

Bilinçaltının Tuzağı (Öteki Üzerinden Var Olma): Bilinçaltı gücü ve değeri kendi iç cevherinde aramak yerine hep dışarıya bir başkasına, bir cinsiyete veya otoriteye yansıtır. Gücün dışarıda olduğu zannedildiğinde, kişi kendisini kaçınılmaz olarak "kurban" ve "ezilen" konumuna yerleştirir.

Yaratılışın ve hakikat ilminin temel ilkelerinden biri şudur:

Ruhun, özün ve ilahi cevherin cinsiyeti yoktur.

İnsan, dünya sahnesinde kadın veya erkek bedeninde deneyim kazanan varoluşsal bir öz taşır. Zihnin oluşturduğu "üstünlük" ve "eksiklik" kavramları tamamen dualite (ikilik) aleminin yanılsamalarıdır. Dışarıdaki güç dengelerine veya başkalarının tutumlarına bağımlı kılınan bir değer, doğası gereği kırılgan kalmaya mahkûmdur.

Kişi, kendi varlığının biricikliğini ve ilahi kaynağa olan bağını unuttuğunda, kendi içindeki gücü dışarıya devreder. Dışarıya devredilen güç ise her zaman bir baskı hissi olarak kişiye geri döner. Bu nedenle "ezilme" hissi, sadece dışarıdaki bir eylemin değil, kişinin kendi değerini başkalarına teslim etmiş olmasının içsel yankısıdır.

ÇÖZÜM :

Bu zihinsel kalıbı kırmak, dış dünyayla savaşmakla değil, içsel alandaki hakikati yeniden tesis etmekle mümkündür. Dönüşüm, aşamalı bir farkındalık süreci gerektirir:

1.İnancını Fark Et ve Ayrış

İçsel dönüşümün ilk adımı, zihinden geçen "Eziliyorum, çünkü önemsizim" düşüncesinin kesin bir gerçeklik değil, şartlanmış bir zihin yorumu olduğunu görmektir. Bu düşünceyi bir "inanç kalıbı" olarak tanımlamak, kişinin onunla özdeşleşmesini engeller.

2. Gücü Dışarıdan Al ve Kendine Ver

Kendi değerini ötekinin tutumu üzerinden ölçmeyi bırakıp kendine şu soruyu sor.

"Ben değerimi başkalarının gözünde aramadığımda, kendi varlığımla kim oluyorum?"

3. Güven ve Huzuru Kendi İçinde Tesis Et

Gerçek güven; kendine güvenmek, kendi sınırlarına, varlığına ve öz değerine sahip çıkabilmektir. Kişi kendi içsel merkezinde hizalandığında,iç dünyasında sarsılmaz bir huzur inşa eder. İç huzuru dışa yansır.

"Testinin içinde ne varsa, dışına o sızar." Mevlana

Sevgiyle Kalın

Aydanur Aktaş HIRA

www.aydanuraktashira.com