On bir ayın sultanı Ramazan, her yıl hayatımızın eşiğine sessizce gelir. Gürültüsüz ama derin. Gösterişsiz ama sarsıcı. Modern hayatın hızına alışmış ruhlarımız için bir yavaşlama çağrısıdır bu geliş. Telefon bildirimlerinin, yetişmeyen maillerin, bitmeyen toplantıların arasına düşen bir “dur” işareti…
Bugün sofralarımız değişiyor belki ama özlemimiz aynı: Birlikte oturmak. Aynı saati beklemek. Aynı duaya “âmin” demek. Beton şehirlerin arasında, göğe doğru uzanan cam kulelerin gölgesinde bile bir iftar vakti, kalplerimizi aynı gökyüzünde buluşturuyor. Çünkü mesele sadece aç kalmak değil; tokken fark etmediklerimizi hatırlamak.
Modern insanın en büyük açlığı aslında anlamadır. En büyük susuzluğu ise merhamet. İşte bu yüzden 11 ayın sultanı, bize sadece sabrı değil, paylaşmayı da öğretir. Bir kap yemeğin ikiye bölündüğünde eksilmediğini, aksine çoğaldığını gösterir. Zamanın bereketini, sessizliğin gücünü, kalabalıklar içinde yalnız kalabilmenin huzurunu hatırlatır.
Belki de bu yüzden “kutlu misafir” deriz. Çünkü misafir gelişiyle evi değiştirir. Eşyaların yerini değil, kalbin yönünü değiştirir. Perdeleri değil, bakışlarımızı aralar. Ve giderken arkasında bir temizlik bırakır: Arınmış bir niyet, hafiflemiş bir vicdan, yumuşamış bir dil.
Hoş geldin 11 kutlu misafir…
Modern hayatın karmaşasına bir parantez açmaya,
Unuttuğumuz değerleri hatırlatmaya,
Kalbimizin pasını silmeye geldin.
Şimdi biraz daha yavaş konuşalım.
Biraz daha dikkatle bakalım.
Biraz daha çok paylaşalım.
Çünkü bazı misafirler sadece eve değil, insanın içine gelir.
Kalbimizin pasını silmeye geldin
Takvim yaprakları bir bir düşerken bazı sayılar vardır ki yalnızca matematiğin konusu olmaktan çıkar, kalbe dokunan bir anlam kazanır. “11” de onlardan biri. Yan yana duran iki bir… Sanki omuz omuza vermiş iki insan gibi. Sanki kapımızı çalan iki kutlu misafir gibi.
Yorumlar





