Artık çocuklarımızın en yakın “arkadaşı” çoğu zaman bir ekran. Üstelik bu ekranlar yalnızca görüneni değil, görünmeyeni de taşır. İşte tam bu noktada karşımıza çıkan kavramlardan biri: 25. kare tekniği ve onunla ilişkilendirilen subliminal mesajlar.

25. kare, insan gözünün bilinçli olarak algılayamayacağı hızda yerleştirilen görüntü veya mesajların, bilinçaltına hitap ettiği iddiasına dayanır. Sinema filmlerinde saniyede 24 kare gösterilirken, araya yerleştirilen “25. kare”nin fark edilmeden zihne işlendiği düşünülür. Bilimsel açıdan bu tekniğin etkisi tartışmalı olsa da, asıl mesele teknikten çok niyettir: İnsan zihnini görünmeden etkileme arzusu.

Bugün bu tartışma yalnızca sinema salonlarıyla sınırlı değil. Sosyal medya, reklamlar, dijital içerikler… Hepsi birer “modern 25. kare” gibi çalışıyor. Açık mesajların yanı sıra örtük yönlendirmeler, algı operasyonları ve bilinçaltına hitap eden sembollerle dolu bir dijital dünyadayız.

Peki burada asıl soru şu: Biz ne kadar farkındayız?

Bir çocuk izlediği bir videoda yalnızca eğleniyor mu, yoksa farkında olmadan bir yaşam tarzını, bir düşünce biçimini, hatta bir ideolojiyi mi içselleştiriyor? Bir genç takip ettiği içeriklerle kendi kimliğini mi buluyor, yoksa başkalarının inşa ettiği bir kimliğe mi dönüşüyor?

Bu noktada sorumluluk sadece içeriküreticilerinin değil; anne-babaların ve toplumuntüm kesimlerinindir. Çünkü bilinçaltına hitap eden mesajlar, en çok savunmasız zihinleri etkiler. Ve en savunmasız zihinler, henüz sorgulama becerisi gelişmemiş olanlardır.

 

Galatasaray şampiyon, Fenerbahçe’de sezon bitti ama kriz bitmedi
Galatasaray şampiyon, Fenerbahçe’de sezon bitti ama kriz bitmedi
İçeriği Görüntüle

LFarkındalık, burada en güçlü kalkandır. Ekranları yasaklamak değil; ekran okuryazarlığı kazandırmak gerekir. Korkutmak değil; bilinçlendirmek gerekir. Kapatmak değil; anlamlandırmakgerekir.

Unutulmamalıdır ki mesele bir “teknik” meselesi değil, bir “insan” meselesidir. İnsan zihni, en değerli emanettir. Onu korumak ise sadece bireysel değil, toplumsal bir görevdir.

Bugün ekranların karşısında büyüyen bir nesil var. Yarın ise o nesil, toplumu şekillendirecek. Eğer biz bugün onların zihin dünyasına sahip çıkmazsak, yarın o zihinlerin ürettiğidünyayamahkûmoluruz.

Bir çocuğa sabırlı olmayıöğretmek o çocuğa teşekkür aldırmaktandahaönemlidir.BirçocuğaşiddettenuzakdurmayıMerhametliolmayıöğretmeküniversite okutmaktan dahaönemlidir.Birçocuğahelal para kazanmayıöğretmek o çocuğuünvansahibiyapmaktan çokdahaönemlidir.

Ve belki de en çarpıcı gerçek şudur: Görmediğimiz kareler, gördüğümüzhayatlarışekillendirir.