Bugün sıkça konuştuğumuz şiddet, suç ve suça sürüklenen çocuklar meselesi, çoğu zaman bir “ani patlama” gibi değerlendirilir. Oysa hakikat çok daha derin ve sessizdir:
Hiçbir çocuk bir günde suça yönelmez. Her yanlış davranışın ardında, zamanında kurulmamış bir bağ, verilmemiş bir değer ve öğretilmemiş bir sorumluluk bilinci vardır.
Çocuk, hayatın en temel yasasını erken yaşta öğrenmelidir:
İyiliğin bir karşılığı vardır, kötülüğün de bir bedeli…
Bir davranışın sonucu yoksa, o davranış tekrar eder. Sınır konulmayan her yanlış, zamanla karaktere dönüşür.
Bugün en büyük eksikliklerden biri, çocuklara özgürlük verilirken sorumluluğun öğretilmemesidir.
Oysa sınır koymak baskı değil; güvenliktir.
Kurallar dayatma değil; yön bulmadır.
Eğer bir çocuk yaptığı davranışın sonucunu yaşamazsa, gerçek hayat ona çok daha ağır bir bedel ödetir.
Aile, burada sadece sevgi sunan bir liman değil; aynı zamanda değer inşa eden bir okuldur. Çocuğa “yapma” demek yetmez; neden yapmaması gerektiğini, yaparsa neyle karşılaşacağını anlatmak gerekir.
Unutulmamalıdır ki:
Suç, çoğu zaman ihmalin büyümüş hâlidir.
Küçük yanlışlar görmezden gelindikçe, büyük hatalara dönüşür.
Ve en acısı şudur:
Toplumun konuştuğu suçlar, aslında yıllar önce evlerin içinde sessizce başlamıştır.
Ebeveynin görevi sadece korumak değil; sonuç bilinci kazandırmaktır.
Çocuk bilmeli ki:
İyilik, güven ve değer üretir.
Kötülük ise yalnızlık ve kayıp getirir.
Son söz:
Çekirdek güçlü olursa çocuk doğru yörüngede kalır. Ama değerler zayıflarsa, çocuk sadece savrulmaz; yanlışın cazibesine kapılır. Ve unutmayalım: İyiliğin bedeli iyiliktir, kötülüğün ve suçun bedeli ise cezadır.Bize düşen özgürlük ile beraber sınır koymayı Haklarla beraber sorumluluk bilincini birlikte vererek Merhamet iklimi oluşturabilmektir.




