Domates Festivali’nde müzik ve coşku bir aradaydı
Domates Festivali’nde müzik ve coşku bir aradaydı
İçeriği Görüntüle

Bugünlerde içimde bir şeylerin değiştiğini hissediyorum sanki bütün kötülükler bir anda yok olmuş gibi tatlı geliyor her şey nasıl derler, sanırım umutla bakıyorum hayata. Mesela önceleri yüzümü yakan güneş artık sadece hoş bir sıcaklık bırakıyor suratıma, zamanında beni çok üşütmüş rüzgarlar yalnızca saçımı okşayıp geçiyor yanımdan, sanki yağmurların amacı üşütmek değil de temizlemek buralarda bir de insanlarını görseniz kimse kızmıyor herkes gülüyor bana. Yani bana öyle geliyor ki bu şehir olduğum gibi kabul etti hatta tatlı karmaşasının bir parçası yaptı beni. Hayat bu kadar güzelken güne erken başlamamak yazık olur diye yine erkenden kalktım bu sabah. Rotam zaten belli her cumartesi gibi önce şehir merkezine gidecek orada kahvaltımı yapacak daha sonra da günümü Kayaköy'de geçireceğim her neyse acele etmem gerekiyor. Temmuz ayının ortasındayız haliyle Fethiye'de çok trafik var. Hemen arabama bindim radyoda Pinhani çalıyordu, güne daha güzel nasıl başlayabilirdim ki? Yol boyunca şarkılara eşlik ettim, zaten yol da birkaç şarkı uzunluğundaydı  .Aracımı merkezin yakınlarında bir yere park ettim. Kısa bir yürüyüşten sonra o meşhur tostçuya geldim, salçalı tost yanına da taze sıkılmış meyve suyu aldım. Yerdeki serçeleri görünce tostumdan birkaç parça yere attım. Bir anda serçelerin sayısı artmaya başladı. Bense yalnızca gülümsedim, bu tostçu ve serçeler bana küçüklüğümü anımsatmıştı. Hesabımı ödedikten sonra  arabama döndüm yolda yine şarkılar eşlik etti bana, bu arada biraz daha çocukluğumu düşünme fırsatım oldu. Yine Fethiye'deydim, ailemleydim ve çok neşeliydim. Yüzüme yine buruk bir gülümseme geldi, ertesi gün annemle babamın mezarlarını ziyaret etmeye karar verdim. Bu sırada zaten Kayaköy'e gelmiştim, arabamı da park ettikten sonra yürüyüş yapmaya başladım. Bu eski Rum evleri her zaman dikkatimi çekiyor. Her seferinde başka yere gidiyor, bu evlerin büyüsüne kapılıyorum. Bugün de rastgele bir yöne yürümeye karar verdim. Tabii ki kaybolmaktan da korkmuyorum. Ne de olsa tüm yolların sonu denize çıkıyor değil mi? Hem her yerde çiçekler açmış, çiçeğin açtığı yerden zarar gelmez diye düşünüyorum. Kısacası ben yine kayboldum ama bu sefer daha önce hiç gelmediğim bir kısımda olduğumdan eminim, evler bile farklı geliyor dikkatli bakınca. Çok umursamadım, ne de olsa geldiğim yoldan dönerim diye düşündüm. Ama bir ev var ileride çok ilgimi çekti, önce ona bakacağım. Ayrıca çok gariptir ki kalbim çıkacak gibi çarpıyor şu anda. Nedenini bilmesem de o eve varmak için koşmaya başladım. Ben eve doğru koşarken hava kapanmaya başladı. Tabii etraftaki tüm insanlar da geri dönmeye başladı. Ben de hemen dönecektim ama önce şu eve bir bakmalıyım diye düşündüm, sebebini anlayamadığım bir güç beni o eve çekiyordu. Nihayet eve vardım, hemen içeri girdim gözümü ilk duvarlara gitt,i üç tane kadın resmi vardı. Bir yaşlı, bir kız çocuğu ve bir de orta yaşlı kadın yan yana duruyordu, hepsinin de gözleri kapalıydı. Merak edip öbür duvara da dönecektim ki bir anda çok uykum geldi, ne olduğunu anlayamadan olduğum yere çöküverdim. Kalktığımda önümde bir erkek çocuğu vardı, bana bakıyordu. "Uyuyakaldın." dedi bana. Çocuğun dediğine anlam veremedim, çocuk kulağıma doğru yaklaştı ve fısıldamaya başladı: "Korkma ben de uyuyakalmıştım." Çocuğa dokunmaya çalıştım ama bu kez bana kızdı ve ona dokunamayacağımı söyledi. Kapıya doğru yöneldi, sonra son bir kez bana döndü: "Son bir günün iyi geçir. " dedi, kapıdan çıktı ve gitti. Çocuk kapıdan çıkınca duvardaki resimler de silindi. Panikle dışarı çıktım, herkes dışarıdaydı. Üstelik hava da günlük güneşlikti, ileride bir kalabalık gördüm. Oraya doğru gideyim, en azından kalabalığa karışırım diye düşündüm. Kalabalığa yaklaştıkça tedirgin oluyordum. Nihayet kalabalığın içine karıştım. Herkes bir şeye bakmaya çalışıyordu, ben de meraklandım. Yanımdaki insanlara ne olduğunu sordum ama kimse beni duymuyordu hatta beni görmüyorlardı bile. Zar zor ilerledim, yerde yaşlı bir kadın yatıyordu Kadının yüzünü göremiyorum. İlerlemeye çalıştım sanki bu kadın tanıdığım biriymiş gibi kalbimde bir sızı hissediyordum. Tam bu esnada kadının biri bağırdı: " Kadın ölmüş! " yüzümü buruşturdum. Ne kadar saçma bir gün diye düşünüp arkamı döndüm ve hızlıca uzaklaştım. Arabama bindim, eve dönmeyi planlıyorum. Yolu yarıladığım sırada önüme bir kedi çıktı, ona çarpmamak için zor durdum. O sırada arabanın arka kapısı açıldı, Kayaköy'deki çocuk bir anda arabama bindi. "Şurada bir çiçekçi var, oraya gidelim. "dedi. Beraber çiçekçiye gittik, çocuk dolanmaya başladı. Biraz sonra elinde bir kasa kırmızı çiçekle yanıma geldi, annemle babamın bu çiçekleri seveceğini söyledi,ona annemle babamın öldüğünü söyledim. Buna karşılık olarak çocuk da zaten bunu bildiğini ve mezarlığa gitmemiz gerektiğini söyledi. Bu çocuğun sözünü dinlemem gerekiyormuş gibi hissettiğim için mezarlığa gittik, çiçekleri diktik ve annemle babamın mezarlarını temizledik. Mezarlıktan çıktıktan sonra arabada telefonumu karıştırmaya başladı ve bana sevdiklerimle vedalaşmamı söyledi, yine ona karşı koyamadım ve aradığı herkesle vedalaştım bir süre daha sessizce gittik. Çocuk yine bir numara tuşladı. Telefona bakar bakmaz şok oldum, kesinlikle onunla konuşmayacağımı söyledim. Çocuk yalnızca "Onunla vedalaş, dargınlıklarınla mı mezara gideceksin? " dedi. Bir süre daha tartıştık, çocuk ikna olmuş gibi göründü.  Telefonu kucağıma koydu ve sakince uyumaya başladı. Sonunda kurtulduğumu düşünürken çocuk bir anda direksiyona atladı, hemen kenara çektim. Ona kızmak istiyordum ama çocuğa kızmak imkansızdı. Bu sırada çocuk, parmağıyla yolun kenarındaki kalabalığı gösterdi. İyice sinirlendim, tam ona kızacaktım ki bana gidip bakmamı söyledi. Gidince yine kalabalıktı, hiçbir insan beni görmedi ve hatta duymadılar ve bu sefer de adamın biri bağırmaya başladı: "Çocuk ölmüş", çocuğa baktım. Benim küçüklüğüme çok benziyordu hatta neredeyse aynısıydı. Yanına gittim, boynunun arkasına baktım. Benimle aynı yerde doğum lekesi vardı. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü, bu çocuk bendim...Dönüp arabaya bindim, çocuk hala orada oturuyordu. Onu kaldırdım ve ona "Gerçekten ölecek miyim? "diye sordum. Beni sakince onayladı. Telefonumu aldım ve o numarayı aradım. Konuşmam bitince çocuk bana doğru olanı yaptığımı söyledi. Günün geri kalanı da çocuk ne dediyse onları yapmaya karar verdim. Böylece Ölüdeniz'in masmavi serin sularında saatlerce yüzdüm, kıyıya çıkınca ayaklarımı kuma buladım, herkes gidene kadar denizi dinledim ve sonunda ben de arabama binip şehir merkezine gidebilmek üzere yola çıktım. Orada da yürüyüş yaptım, kedileri sevdim, köpeklerin başlarına okşadım ve en sonunda sahil kenarında bir restorantta çocukla son akşam yemeğimi yedim. Yemeğim bitince kordon boyunca yürüdük, Çalış'a kadar gittik, orada oturduk ve güneşin doğuşunu izledik. İnsanlar plaja gelmeye başlayınca çocukla tekrar dolanmaya başladık, bir ara bana döndü: "Artık hazırsın." dedi. Ne olduğunu anlayamadım, ileride yine bir kalabalık vardı, kalabalığın içine kolayca daldım. Bu sefer de bir çocuk bağırdı: "Ablam öldü! ". Hemen arkamı döndüm, iki çocuk da aynıydı.  Hızlıca kafamı çevirmeye başladım çocuk hem arkamda hem de buradaydı. Arkamı dönüp çocuğun yanına gitmek istedim ama ondan önce bağıran çocuğun omzuna dokundum, ağlayan çocuk bana döndü ve sadece gülümsemekle yetindi. Geri döndüm ve çocuğa bunun ne demek olduğunu sordum. Ama o da  yalnızca gülümsedi. Onun da omzuna dokunmaya çalıştım ama olmuyordu. Tam bu sırada vücudum buz kesti, yere çöktüm, çocuğa seslendim. Bana yardım getirmesini söyledim, bana: "Korkma." dedi. Kalabalık ve bağıran çocuk kayboldu bense kendi ölümümü izlemiştim. Yanımdaki çocuk elimi sımsıkı tutmaya başladı, eli buz gibiydi. Yine kulağıma eğildi ve konuşmaya başladı:" Eğer yeterince seversen Fethiye ölmene asla izin vermez!"Bunun ne demek olduğunu şimdi anlıyorum. Gerçekten de Fethiye ölmeme izin vermedi, o gün çocuğun götürdüğü her yerdeyim şimdi. Ben Fethiye'yi çok sevdim, o da ömürlerce yaşamam ama izin verdi...  

Defne Doğan