Tekneciler denize karşı oturmuş, ellerinde ince belli bardaklarla çaylarını yudumluyor. Bizim içinse burası tam bir oyun alanı! Ben ve kardeşlerim her deliğe girip çıkıyor, halatlardan sekiyor, bazen yorgun düşüp bir teknenin ucunda kıvrılıp uyuyakalıyoruz.

Bu sabah da güneşin ilk ışıklarıyla uyandım. Uzandım, tırnaklarımı teknenin gövdesine geçirip iyice gerindim. Tam kendime geliyordum ki sesler duymaya başladım. Kalabalık bir grup yavaş yavaş bize doğru yaklaşıyordu. Hemen kuytu bir köşeye saklandım. Minicik bir delikten olan biteni izlemeye başladım.

Bizim kaptan, bir adamla ve yanındaki iki kadınla konuşuyordu. Etrafta bir şeyler arıyorlardı.

— “Şimdi gelirler,” dedi kaptan. “Sabah mamalarını yediler. Anneleri artık ilgilenmiyor onlarla. Dördü de tam bir haylaz burada cok mutlular.!”

O an fark edemedim, ama bizden bahsediyorlarmış. Benden ve kardeşlerimden.

Kadınlardan biri bir anda “İşte buldum!” diye bağırdı. Kardeşimi yakalayıp kucağına aldı.  Kardeşimin korkudan sesi çıkmıyor, cılız cılız “miyavlıyor ama tırnaklarını, dişlerini gösterip kendini korumaya da çalışıyor. Bunları ne ara öğrendi, bilmiyorum. Şimdi herkes onu seviyor. Uzun boylu adam “Kardeşlerin nerede?” diye soruyor.

Eyvah! Şimdi bizi de bulacaklar… Ama beni bulamazlar, çok sağlam bir yerdeyim, diye içimden geçirirken diğer kardeşim, balıkçı ağlarının arasından zıplaya zıplaya onların yanına geliyor. O da kucakta şimdi. Diğer kadın onu seviyor, okşuyor, havalara kaldırıyor. Derken en son kalan kardeşimi de kaptan getiriyor. Şimdi üç kardeşim de yabancı insanların kucağında, ürkek ama meraklı gözlerle etrafa bakıyorlar.

Beni de aramaya başladılar: — “Pis pis pis!”

Ama saklandığım yerden çıkamıyorum. Korkuyorum. Ya bizi götürürlerse? Geçenlerde bir balıkçı “Bunları barınağa vermek gerek,” demişti. Kaptan da hemen karşı çıkmıştı: — “Olmaz! Onlar burada çok mutlu!”

Ee peki şimdi neden bizi arıyorlar?

Uzun boylu adam konuşmaya başladı. Diğerleri onu dikkatle dinliyordu:

— “Tam karşıda bir Kültür Evi ve Kitap Müzesi kurduk. Bu yavruları oraya götürüp büyütmek istiyoruz. Hepsine çok iyi bakılacak. Özellikle kardeş olmalarını istiyoruz.” Sonra başlıyorlar isim koymaya.

Uyuklayan kardeşimin başını okşayarak diyor ki: — “Bunun adı Masal olsun.”

Uzun saçlı kadın kucağındaki kardeşime bakıp: — “Bu da Şiir,” diyor.

Diğeri, tombik kardeşimin üstüne eğiliyor:

“Bu çok komik bunun adı Fıkra olsun” diyor.

Herkes gülümseyip mutlulukla birbirine bakıyor. Kardeşlerim de sanki her şeyi anlamış gibi, isimlerini hemen benimsemiş görünüyor.

Benim içimde bir merak, bir kıpırtı… Ya benim adım ne olacak?

Çıkıp sorsam mı?

Yoksa biraz daha bekleyip izlesem mi?

 “Bu işbirliğinde kazanan Fethiye turizmi olacak!”
 “Bu işbirliğinde kazanan Fethiye turizmi olacak!”
İçeriği Görüntüle

Dayanamıyorum. Saklandığım yerden çıkıp kaptanımın bacaklarına sarılıyorum. — “İşte burada,” diyor kaptan. “En küçük olan bu.” Sonra beni kucağına alıyor, okşuyor.

Uzun boylu adam — ki sonradan ona "Doktor" dediklerini duydum — beni kucağına alıp gözlerimin içine bakıyor: — “Ve işte Öykü' yü de bulduk.”

Evet, artık bir adım var. Benim adım Öykü..

Bize kültür kedileri diyorlar. Muhteşem Karagözler mahallesinden Fethiye’nin kalbine doğru bir yola çıkıyoruz. Yeni maceralara yelken açıyoruz..