Kur’an’da dikkat çeken ayetlerden biri, Fecr Suresi’nin başlangıcındaki o derin hitaptır:
“Fecre andolsun, on geceye andolsun…”
Asırlardır müfessirler bu “on gece”nin hikmetini düşünmüşlerdir. İslam geleneğinde güçlü yorumlardan biri, bunun Zilhicce’nin ilk on günü olduğudur. Ve o on günün zirvesinde bir gün vardır ki; sadece takvimde bir tarih değil, insan ruhunun aynaya baktığı büyük yüzleşme anıdır: Arefe…
Bugün milyonlarca hacı, Arafat’ta vakfeye duruyor. Eller semaya açılıyor. Diller dua ediyor. Ama belki de asıl büyük yolculuk, insanın kendi içine yaptığı yolculuktur. Çünkü Arafat’ın kökü “marifet”, yani bilmek, tanımak, fark etmek anlamlarıyla buluşur. İnsan orada sadece Rabbini değil, kendisini de tanımaya başlar.
Rivayetlerde Hz. Adem ile Hz. Havva’nın yeryüzünde buluşmasının Cebel-i Rahme civarında gerçekleştiği anlatılır. Bu yüzden orası sadece bir coğrafya değildir; insanlığın yeniden birbirini bulma hafızasıdır.
Belki de Arefe’nin en büyük sırrı burada saklıdır:
İnsan önce kendinden uzaklaşır, sonra kendini aramaya başlar.
Modern çağın insanı bilgiye ulaştı ama hikmete uzak düştü. Parmaklarımız ekranlarda hızlı, fakat ruhlarımız yorgun… Her şeyi görüyoruz ama kendimizi göremiyoruz. İşte Arefe günü tam bu noktada bir bilinç çağrısına dönüşüyor.
Çünkü Arefe, insanın kendine şu soruları sorduğu gündür:
“Ben kimim?”
“Nereye koşuyorum?”
“Kalbim hangi yükleri taşıyor?”
“Ruhum neyi özlüyor?”
Bugün şehirler ışıklarla dolu olabilir; fakat insanın iç dünyası karanlığa gömülmüşse modernlik eksik kalır. Fecr Suresi’ndeki “fecr”, yani tan yerinin ağarması, belki de insanın içindeki karanlığın aydınlanmasıdır. Arefe ise o içsel fecrin eşiğidir.
Hacıların beyaz ihramlarla Arafat’ta duruşu, makamların, unvanların, servetlerin eridiği büyük eşitlik sahnesidir. Patron da aynı kumaşı giyer, işçi de… Profesör de aynı toprağa basar, çoban da… Çünkü insan en sonunda sahip olduklarıyla değil, taşıdığı bilinçle ölçülür.
Arefe günü biraz da “dünyanın gürültüsünü susturma” günüdür. Kalabalığın ortasında kendi sesini duyabilme cesaretidir. Belki de bu yüzden dualar bugün daha içten yükselir. Çünkü insan, maskelerinden arındığında duası hakikate yaklaşır.
Ve belki en büyük gerçek şudur:
İnsan kendini tanımadan ne dünyayı anlayabilir ne de Rabbini…
Arefe, işte bu yüzden sadece bir gün değil; insan ruhunun farkındalık eşiğidir.
Bir duruş…
Bir arınış…
Bir hatırlayış…
Fecrin ilk ışığı gibi, insanın kendi içine doğduğu an…
Muammer GÖKMEN
Uzman Vaiz
Next




