O, denize bakarken dinlenmez, hesap sorar yanıt beklerdi. Her sabah gün doğmadan kalkar, eline kovasını alır, sokakları yıkamaya çıkardı. Taşların arasına sıkışmış kirleri temizlerken aslında yıllardır içinden çıkmayan bir şeyi de silmeye çalıştığını kimse bilmezdi.
Şehir uyanmadan önce sokaklar ona aitti. Sessizlik.. Ve denizin uzaktan gelen sesi.. İnsanlar Fethiye’ye tatil için gelirlerdi. Kaya mezarlarına, Kaya Köyü’nün terk edilen evlerini merak edip fotoğraf çeker, tarihi yerleri, yaylalarını gezerlerdi. Ölü Deniz’i ve diğer denizleri, kumsalları güneşi anlatırlardı. Ama kimse sabahın bu saatinde çalışan kadınları görmezdi. Ayşe görülmeyenlerdendi. Yıllar önce o da görünürdü. Adı çağrılırdı, gülüşü duyulurdu. Bir evi, eşi ve mutlu yaşamı vardı. Eşi balıkçıydı. Denize her çıktığında Ayşe, içinden bir şey kopar gibi olurdu ama belli etmezdi. “Deniz bizim ekmeğimiz”, derdi kocası. Ayşe de susardı.
Bir gün yine gitti ve dönmedi. Ne bir haber ne bir iz bulundu. Sadece beklemek kaldı geriye. İlk zamanlar herkes yanındaydı. “Bulunur, deniz geri verir”, dediler. Deniz hiçbir şey vermedi, sadece aldı. Ayşe bekledi günlerce. Aylar, yıllar geçti. Beklemek önce unutturdu sonra da alışkanlık hâline geldi. En sonunda da içini kemiren bir yaraya dönüştü. Ama o hiç bırakmadı beklemeyi. Her sabah denize baktı, her akşam aynı yerde oturdu. Sanki bakmazsa gerçekten kaybolacakmış gibi.
O sabah da diğerlerinden farksız başladı. Ta ki kıyıya yanaşan küçük sandalı görene kadar. Ayşe, önce dönüp bakmadı ama içinden bir ses onu zorladı. Elindeki fırça ağırlaştı, kalbi hızlı hızlı çarpmaya başladı. Yavaş adımlarla kıyıya indi. Sandal boştu. İçinde eski bir ağ vardı ve ağın ucuna dolanmış küçük bir bez parçası. Ayşe eğilerek bezi eline aldı. Parmakları titredi çünkü onu tanıyordu. Bu yıllar önce eşinin cebine koyduğu mendildi. Üzerine küçük bir çiçek işlemişti, “Kaybolmam”, demişti kocası. Ama kaybolmuştu, mendil kalmıştı.
Ayşe o an ağlamadı, sadece denize baktı uzun uzun. Sonra ilk kez, yıllardır içinde tuttuğu şeyi söyledi: ”Sen aldın!” Sesi ne yüksek çıktı ne de titredi, içinde yılların yorgunluğu vardı. “Ve geri vermedin”
Rüzgâr hafifçe esti, deniz kıpırdadı. Yanıt yoktu, hiç olmadı zaten. Ayşe mendili avucunda sıktı. O an bir şey değişti, beklemek bitti. İçinde yıllardır açık kalan kapı sessizce kapandı. Ne bir umut kaldı, ne bir olasılık. Sadece gerçek. Akşam olduğunda yine aynı kayalığa gitti. Ama bu kez oturmadı, mendili denize bıraktı. Su onu yavaşça içine çekti. Ayşe arkasını döndü ve ilk kez denize bakmadan yürüdü. Ertesi sabah yine erkenden kalkarak yine sokakları yıkadı. Bu kez farklıydı artık bir şeyi silmeye çalışmıyordu. Sadece işini yapıyordu. Çünkü bazı acılar geçmezdi. İnsan, ,onlarla yaşamayı öğrenirdi. Ve bazı gidişler beklenmezdi artık.
Birgül Güçlü - İzmir
Next



