ZEHİRLİ GIDALAR VE ÇÖKEN EKONOMİ

Ebru Oğuzhan Yeter

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Son dönemde art arda yaşanan gıda zehirlenmeleri bir tesadüf değil; yıllardır çürüyen gıda sistemimizin artık gizlenemez hâle gelen dışa vurumudur. Ekonomik çöküşün kıskacında insanlar beslenmiyor, yalnızca hayatta kalmaya çalışıyor. Ucuzluğu temel alan üretim anlayışı, düşürülen hijyen standartları, denetimsiz toplu yemek üretimi ve dışa bağımlı tarım politikaları birleşince halk sağlığı adeta gözden çıkarılıyor. Sağlık sektörü ise bu tablonun en görünür yaralarından biri. Bugünün dünyasında hâlâ insanlar açlıktan ölüyor, hâlâ gıdalardan zehirleniyor ve sağlıksız beslenmeye bağlı hastalıklarla yaşam mücadelesi veriyor. Daha acı olan ise, tüm bunların yıllardır biline biline sürüp gitmesi ve çözüm için bir çaba gösterilmemesidir. İhraç edilen gıdaların geri dönüp iç piyasaya sürüldüğüne dair haberler toplumda derin bir güvensizlik yaratıyor. Artık kimse tabağındaki yemeğin nereden geldiğini, nasıl üretildiğini bilmiyor. Market rafları dolup taşsa da neredeyse hiçbir ürün bizim üretimimiz değil. Türkiye, hibrit tohum politikaları ve dışa bağımlı girdilerle kendi gıda kaderini başka ülkelerin insafına bırakmış durumda. Çiftçi her sezon yeniden tohum almaya mecbur edilmekte; üretim maliyetleri yükseliyor, çiftçi nefes alamıyor, tüketici ise Zehir–Hibrit–NBŞ üçgeninin ortasında sıkışıp kalıyor. Oysa gıda güvenliği sadece bir sağlık meselesi değildir; ekonomik bağımsızlığın, yerel üretimin ve ulusal egemenliğin tam merkezinde yer alıyor. Okul kantinleri ve yakın çevresindeki işletmeler ne kadar denetleniyor? Elinde sigarayla döner kesen, simit satan,  aynı eldivenle para sayıp yemek hazırlayan birinin hijyen sağlamasını beklemek saflıktır. Okullardaki tablo ise daha da kaygı verici. Çocuklar cips, gazlı içecek ve içeriği belirsiz tostlarla öğün geçiriyor. Böyle bir beslenmeyle beden ve zihin nasıl gelişebilir? Avrupa için organik ve yüksek kaliteli ürün üreten bizler, neden kendi soframızda zehir tüketiyoruz? Hazır gıda ve hızlı tüketim kültürü, insanları ev yemeklerinden, yerel üreticiden ve güvenilir gıdadan uzaklaştırdı. Denetimin gerektiği yerde yapılmadığı bu çarpık düzende, her köşe başındaki kontrolsüz satışlar görmezden gelinirken pazarda maydanoz satan yaşlı üreticiye kesilen cezalar adaletsizliğin somut bir örneği olarak karşımızda duruyor. Yerel tohum mücadelesi aslında bir bağımsızlık mücadelesidir. Yerel tohumlar geleceğimizin sigortasıdır; bir gün gerçekten onlara ihtiyaç duyacağız ve belki de insanlığın kurtuluşu onlarla mümkün olacak. Bu nedenle: Gıda zincirinde tam şeffaflık ve izlenebilirlik sağlanmalıdır. Denetimler kâğıt üzerinde değil, sahada yapılmalıdır. Küçük üretici, çiftçi ve kooperatifler desteklenmeli, güçlendirilmelidir. Dışa bağımlı ve hibrit tohum politikaları sona ermeli, yerel tohum koruma altına alınmalıdır. Gençlerin sıkça tükettiği ucuz sokak lezzetleri ve hazır gıdalar sıkı biçimde denetlenmelidir. Biz zehirli gıdaya mahkûm bir toplum değiliz. Toprağımızın, tohumumuzun ve geleceğimizin sahibi bir ülkeyiz. Gençlerimizin geleceğini korumak istiyorsak, gıda güvenliği ulusal önceliğimiz olmalıdır. Zehirsiz tarım mümkündür; bunun için tam bağımsız, milli bir tarım politikasına ihtiyaç duyduğumuz açıktır. Çünkü insanları doğru beslemediğimiz zaman geleceğimiz karanlık olur, millet olarak ömrümüz kısalır. Tarih bunun örnekleriyle doludur.

Ebru Oğuzhan Yeter

YAZARIN SON YAZILARI
BAĞIMSIZ BASIN - 12 Ocak 2026 22:45
YENİ YIL - 1 Ocak 2026 15:54
YERLİ MALI TÜRK’ÜN MALI - 15 Aralık 2025 11:21
ZEHİRLİ GIDALAR VE ÇÖKEN EKONOMİ - 17 Kasım 2025 12:28
SEYYAR MUALLİM KÜTÜPHANESI - 16 Ekim 2025 15:46
FETHİYE’DE KADIN ÇİFTÇİLER - 16 Ekim 2025 15:44
CUMHURİYETİ YAŞATMAK - 11 Ekim 2025 18:17
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ