Hz. Muhammed’in ahlakında insan onurunu korumanın zarafeti

Bazen bir insanı yoksulluğundan değil, yoksulluğuna nasıl baktığımızdan incitiriz. Bazen bir lokmayı paylaşırız ama insanın gönlünü aç bırakırız. Bazen iyilik yaptığımızı sanırken karşımızdakinin onurunda derin bir yara açarız. Çünkü iyilik, yalnızca verilen şeyin değerinde değil, verilirken gösterilen inceliktedir.

Anlatılır ki bir gün yoksul bir adam, elinde bir miktar ekşi üzümle Hz. Muhammed’in (s.a.v.) huzuruna gelir. Elindeki üzüm, belki pazarda kimsenin almak istemeyeceği kadar ekşidir; belki de yoksul adamın bütün imkânı bundan ibarettir. Fakat onun gönlünde büyük bir zenginlik vardır: Sevdiği Peygamber’e bir şey sunabilmenin mutluluğu…

Adam üzümleri Efendimiz’e uzatır. Allah Resulü üzümden yer. Bir tane, bir tane daha… Hepsini sessizce bitirir. Yanındakiler onun bu ikramı tek başına tüketmesine şaşırır. Çünkü alışılmış olan, ikramın başkalarıyla paylaşılmasıdır.

Rivayetin yaygın anlatımında, adam gittikten sonra sahabiler bunun sebebini sorar. Hz. Peygamber’in, üzümlerin ekşi olabileceğini ve adamın üzülmemesi için onları bitirdiğini söylediği aktarılır. Bu kıssa, Hz. Peygamber’in merhametini anlatmak için dilden dile dolaşır. Bununla birlikte, bu anlatımın güvenilir hadis kaynaklarında hangi senetle yer aldığını kesin olarak doğrulamadan onu sahih bir hadis gibi sunmamak gerekir. Ancak anlattığı ahlaki incelik, Kur’an’ın ve güvenilir rivayetlerin ortaya koyduğu nebevi merhamet anlayışıyla birlikte düşünülebilir.

İyilik, insanın onurunu incitmeden yapılır

Düşünelim… O yoksul adam, belki ilk defa birine bir şey sunabilmenin sevincini yaşıyordu. Belki cebinde para yoktu ama gönlünde bir armağan vardı. Belki getirdiği üzümün ekşiliğini biliyor, buna rağmen sevgisini sunmaktan vazgeçemiyordu.

Bir insanın verdiği şeyin maddi değeri düşük olabilir. Fakat o şeyin içine yerleştirdiği sevgi, bazen dünyanın bütün hazinelerinden daha ağır gelir.

Hz. Peygamber’in hayatında gördüğümüz temel ahlaki ölçülerden biri, insanı küçültmemek, onun kusurunu yüzüne vurmamak ve gönlünü incitmemektir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

“Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden incitme gelen bir sadakadan daha hayırlıdır.” (Bakara, 2/263)

Bu ayet, iyiliğin yalnızca maddi yardım olmadığını öğretir. Yardım ederken kullanılan dil, takınılan tavır ve karşımızdakinin onuruna gösterilen saygı da iyiliğin ayrılmaz parçalarıdır.

Bir yoksula yardım edip sonra onu insanların önünde mahcup etmek, bir yetimin başını okşayıp ardından kalbini kırmak, bir öğrencinin eksiğini yüzüne vurup onu arkadaşlarının önünde küçük düşürmek… Bunlar, iyiliğin kabuğunu koruyup özünü kaybetmektir.

Çünkü gerçek iyilik, insanın eline bir şey bırakırken kalbinden bir şey eksiltmemektir.

Bir peygamberin sessizliği, bir insanın haysiyeti

Ahlak, hakikati saklamakla değil, hakikati insanı ezmeden söyleyebilmekle olgunlaşır.

Çünkü bir insanın gücü, başkasını susturabilmesinde değil, susturabileceği hâlde ona saygı gösterebilmesindedir. Bir yöneticinin büyüklüğü, çalışanını azarlama imkânına sahip olmasında değil, onun hatasını onurunu koruyarak düzeltebilmesindedir. Bir anne babanın olgunluğu, çocuğuna istediğini yaptırmasında değil, onun kalbine korkudan önce güven yerleştirebilmesindedir.

Bugünün dünyasında ekşi üzüm taşıyanlar

Şimdi dönüp kendi hayatımıza bakalım. Biz o hediyenin fiyatına mı bakacağız, yoksa içindeki emeği mi göreceğiz?

Modern çağ, insana her şeyin fiyatını öğretirken değerini unutma tehlikesini de beraberinde getiriyor. Hediyeyi markasıyla, insanı makamıyla, dostluğu menfaatiyle, sevgiyi karşılığıyla ölçüyoruz. Bir şeyin pahalı olması, onu değerli kılmaya yetmiyor; tıpkı bir armağanın ucuz olmasının onu değersiz yapmadığı gibi.

İnsan ilişkilerinin en büyük yoksulluğu, maddi imkânsızlık değil, gönül inceliğinin kaybolmasıdır.

Bugün bir lokantada garsona nasıl davrandığımız, bir hastanede yaşlı bir insana nasıl seslendiğimiz, iş yerinde çalışanımızın hatasını nasıl karşıladığımız, evimize gelen misafirin imkânlarını nasıl değerlendirdiğimiz… Bunların her biri ahlakımızın aynasıdır.

Kim bilir, belki de bazı insanların bize getirdiği ekşi üzümler, bizim kibirli damak zevkimizi değil, merhametimizi sınamak için hayatımıza giriyordur.

Üzümün ekşiliği geçer, gönül yarası kalır

Belki önümüze getirilen üzüm ekşidir. Belki sunulan armağan küçüktür. Belki bir insanın bize verebileceği tek şey, titreyen elleriyle uzattığı mütevazı bir hediyedir.

Ama unutmayalım: İnsanların bize sunduğu şeyleri beğenmeyebiliriz; yine de onların sevgisini küçümsemeye hakkımız yoktur.

Çünkü ahlak, üzümün ekşiliğini yüzüne vurmak değil, o üzümü getiren gönlün kıymetini bilmektir.

Dünya, daha pahalı hediyeler veren insanlardan önce, birbirinin kalbini incitmeden yaşayabilen insanlara muhtaç.

Ve bazen bir insanın gönlünü korumak için tüketilen bir avuç üzüm, koca bir sofradan daha büyük bir ahlak dersi verir.