Kadimteolojikgeleneklerde ve ahlaki öğretilerde çocuk, insana bahşedilmiş en yüce 'emanet'lerden biri kabul edilir. Bu ilahi emanetin korunması, yalnızca bireysel bir ebeveynlik görevi değil, kolektif bir manevi ve toplumsal vebaldir. Değişen sosyal dinamikler ve dijital dünyanın getirdiği kontrolsüz uyaranlar karşısında, çocuklarımızın güvenliğini sağlamak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Çocuklar ve ergenler, iç dünyalarında yaşadıkları manevi boşlukları, ruhsal buhranları veya varoluşsal sancıları her zaman kelimelere dökemeyebilirler. Çevremizdekiçocuklardagözlemlediğimiz ani davranış değişikliklerini, şiddet içeriklerine yönelik artan ilgiyi veya yaratılana (canlılara) zarar verme eğilimlerini asla küçümsemememiz gerekir. Teolojik açıdan bakıldığında, yaratılana merhamet etmek ilahi sevginin ve ahlakın temel şartıdır; bir canlıya zarar verme eğilimi ise ruhtaki derin bir zedelenmenin ve köksüzlüğün işaretidir. Bu sessiz çığlıkları 'büyüme sancısı' diyerek geçiştirmek, manevi ve vicdani sorumluluğumuzdan kaçmak anlamına gelir.
Ancak bu hassas süreçte düşülebilecek en büyük manevi ve insani tuzak, çocuğu peşinen yargılamaktır. İnanç geleneğimizin ve teolojik ahlakın özünde 'yanlışı düzeltmek ama insanı kazanmak' ilkesi yatar. Sadece tek bir olumsuz davranışından hareketle hiçbir çocuğu suçlamamalı, onlara 'sorunlu' veya 'kötü' gibi onarılması güç etiketler yapıştırmamalıyız. Bir ruha yapıştırılan olumsuz etiket, o ruhun iyiliğe ve hakikate yönelişini engeller. Yetişkinler olarak amacımız cezalandırıcı bir yargıç gibi davranmak değil; şefkat, feraset ve adaletle yaklaşarak o canı muhafaza etmektir.
Sağduyulu ve merhametli yaklaşım, gerçek riskleri ve tehlikeleri gamsızca izlemek demek de değildir. Eğer ortada bir şiddet tehdidi, bir saldırı planı veya zarar vermeye yönelik somut bir tehlike işareti fark edilirse, budurumuyetkililerebildirmek hem ahlaki hem de manevi bir vazifedir. Kötülüğün engellenmesi ve masumların korunması, toplumsal barışın ve ilahi adaletin tecellisi için şarttır. Bu türihbarlarbirşikayet değil, bir hayatı ve toplumu koruma gayretidir.
Toplum olarak çocuklara yaklaşımımızı şu köklü ilke etrafında birleştirmeliyiz: Önyargı değil dikkat, panik değil bilinç, suçlama değil koruma!
Unutmayalım ki bir çocuğun hayatını kurtarmak, onu ve toplumu muhafaza etmek; durumu zamanında fark edip doğru mercilere bildirmekle başlar. Çocuklarımız, yaradandan bize ulaştırılmış masum birer emanettir. Onların sessiz feryatlarını merhamet ve ferasetle okuyabilen bir toplum olmak, hem dünyevi huzurumuzun hem de manevi sorumluluğumuzun gereğidir.
Next