Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi ikinci ön eleme turunun ilk maçında Polonya temsilcisi Górnik Zabrze’yi 1-0 mağlup etti.

Skora baktığımızda güzel bir başlangıç ve rövanş öncesinde önemli bir avantaj var. Ancak sahadaki futbol için aynı rahatlıkla “güzeldi” diyemiyorum.

Fenerbahçe tam 17 yıldır Şampiyonlar Ligi hasreti çekiyor. Böyle bir gecede insan ister istemez daha coşkulu, daha baskılı ve ne istediğini bilen bir takım görmek istiyor. Benim beklentim de buydu.

Maç başlamadan önce kadroya baktığımda bazı soru işaretlerim vardı. Kerem solda, İrfan Can sağda, Talisca santrforda oynuyordu. Fred daha ilerideydi. Orta sahada ise Bartuğ ile Guendouzi vardı.

İlk dakikalardan itibaren top Fenerbahçe’de kaldı. Ancak görüntüye aldanmamak gerekiyor. Górnik Zabrze kendi yarı sahasına çekildi ve topu isteyerek Fenerbahçe’ye bıraktı.

Topun sizde olması, oyunun da sizde olduğu anlamına gelmiyor.

Fenerbahçe zaman zaman Almanların “gegenpress” dediği karşı presi uygulamaya çalıştı. Top kaybedildiği anda yeniden kazanmak için öne doğru hamleler yapıldı. Fakat bu baskı her zaman takım hâlinde ve düzenli değildi. Rakip ilk baskıyı geçtiğinde orta sahada geniş alanlar bulabildi.

Górnik, topla ilk ciddi buluşmalarından birinde kaleyi sert bir şutla yokladı. Bu pozisyon, rövanş öncesinde dikkat edilmesi gereken bir uyarıydı.

İlk yarıda Fenerbahçe adına beni en fazla heyecanlandıran isimlerden biri Bartuğ Elmaz oldu. Top istedi, mücadele etti, oyunun içinde kaldı. Guendouzi de ikili mücadelelerin büyük bölümünü kazanarak orta sahayı ayakta tutmaya çalıştı.

Semedo ise sağ taraftan yaptığı çıkışlarla hücuma hareket getiren isimdi. Fenerbahçe’nin oyunun sıkıştığı anlarda genişliğini çoğu zaman Semedo sağladı.

Ancak bütün bunlara rağmen hücumda önemli bir eksiklik vardı.

Fenerbahçe’ye net bir santrfor lazım.

Talisca gol atabilir, şutuyla maç çözebilir ve duran toplarda rakibin korkulu rüyası olabilir. Fakat Fenerbahçe’nin ceza sahasında yaşayan, savunmayla boğuşan ve takımın hücumlarını tamamlayan gerçek bir golcüye ihtiyacı var.

Maçın kilidini yine Talisca’nın bireysel kalitesi açtı. Kazanılan serbest vuruşta topun başına geçti ve müthiş bir vuruşla Fenerbahçe’yi 1-0 öne geçirdi.

İlk yarının çok parlak geçmediği bir gecede Talisca’nın kalitesi, takımı soyunma odasına üstün götürdü.

İkinci yarının başında Nathan Aké oyundan çıktı. Oosterwolde stopere geçti, Levent Mercan ise sol beke yerleşti. Levent oyuna girdikten sonra oldukça istekliydi. Özellikle geri koşuları ve mücadele gücü dikkat çekti.

Semedo yine sağ taraftan hücuma çıkmaya devam etti. Fenerbahçe ikinci yarıda baskısını biraz artırdı ama ortaya çıkan futbol yine göz doldurmadı.

Talisca çok etkiliydi ve bir şutu direkten döndü. Bartuğ da direğe takıldı. Fenerbahçe’nin iki topunun direkten dönmesi, maçın daha farklı bir skora ulaşmasını engelledi.

Fakat burada yine aynı noktaya geliyoruz: Fenerbahçe gerçekten iyi oynadığı için mi üstün görünüyordu, yoksa rakip topu bırakıp kendi sahasında beklediği için mi?

Bana göre ikincisi daha ağır basıyordu.

Fenerbahçe ataktayken problem çözen bir futbolcunun eksikliğini hissediyordu. Kapalı savunmayı açacak, son pası verecek ve bireysel yeteneğiyle oyunun düğümünü çözecek bir isim gerekiyordu.

O isim Asensio’ydu.

Oyun açıkça Asensio’yu çağırıyordu. Asensio’nun oyuna alınması doğruydu, hatta gerekliydi. Fakat Asensio girerken Bartuğ’un çıkması büyük bir yanlıştı.

Bartuğ çok iyi oynuyordu. Belki de Fenerbahçe kariyerinin en iyi maçını çıkarıyordu. Mücadele ediyor, top kazanıyor, şut atıyor ve orta sahaya enerji getiriyordu.

Asensio oyuna girmeliydi ama Bartuğ çıkmamalıydı.

İsmail Kartal doğru oyuncuyu sahaya sürdü, yanlış oyuncuyu dışarı aldı. Asensio başka bir ismin yerine oyuna girebilirdi. Bartuğ’un çıkarılması, takımın sahadaki en canlı oyuncularından birini kendi elimizle kenara almak anlamına geldi.

Aynı bölümde Kerem’in yerine Oğuz Aydın oyuna girdi. Oğuz oldukça istekliydi. Top rakipteyken yaptığı baskı ve topu kazandıktan sonra dikine gitme arzusu Fenerbahçe’nin temposunu yükseltti.

Maç sırasında gözüm bir ara teknik heyetteki Dirk Kuyt’a takıldı. Kuyt hâlâ oldukça fit görünüyor. İyi bir antrenmanla bugün 15 dakika sağ kanatta oynasa, günümüzün birçok sağ kanat oyuncusunu cebinden çıkarır. Onun enerjisini görünce insan, “Keşke sahadaki bazı futbolcularda da aynı istek olsa” demeden edemiyor.

İrfan Can’ın yerine oyuna giren Greenwood da Fenerbahçe formasıyla taraftarın karşısına çıktı. Süresi uzun değildi ancak topla buluştuğu anlarda tribünlerde ayrı bir heyecan oluştu.

Maçın son bölümünde Talisca görevini tamamlayarak yerini Cherif’e bıraktı.

Sonuç olarak Fenerbahçe sahadan 1-0 galip ayrıldı. Talisca attığı gol, direkten dönen şutu ve hücumdaki etkisiyle gecenin kahramanı oldu.

Semedo’nun hücum çıkışları, Levent’in isteği, Guendouzi’nin kazandığı ikili mücadeleler ve Bartuğ’un performansı gecenin olumlu taraflarıydı.

Ancak futbol hâlâ önemli soru işaretleri taşıyor.

Górnik Zabrze bu maçın büyük bölümünde kendi yarı sahasını terk etmedi. Polonya’daki rövanşta ise turu çevirmek için saldırmak zorunda kalacak. Bu durum Fenerbahçe’ye geniş alanlar bırakabilir. Fakat aynı zamanda rakibi bu maçtakinden çok daha tehlikeli hâle getirebilir.

Bu nedenle 1-0 önemli bir avantajdır ama rahatlık sebebi değildir.

Fenerbahçe deplasmana avantajlı gidiyor. Yine de bu turu geçmek için yalnızca Talisca’nın ayağına değil; daha hızlı, daha üretken ve daha organize bir takım oyununa ihtiyaç var.

Gecenin kahramanı Talisca’ydı.

Gecenin sorusu ise hâlâ aynı:

Bartuğ neden çıktı?

M. ALİ KARA