Bir milletin tarihi yalnızca savaşların, antlaşmaların ve zaferlerin tarihi değildir. Tarih; bir milletin hangi değerlerle ayağa kalktığının, hangi idealler uğruna direndiğinin ve geleceğe neyi emanet bıraktığının hikâyesidir. Türk milletinin hafızasında bu hikâyenin en çarpıcı başlığı ise hiç şüphesiz istiklâlden istikbâle uzanan Devlet-i Ebed Müddet ülküsüdür.
Devlet-i Ebed Müddet, yalnızca devletin sonsuza kadar yaşaması temennisi değildir. O, bir milletin varlığını, bağımsızlığını, adaletini, kültürünü ve medeniyet iddiasını gelecek nesillere taşıma iradesidir. Geçmişten alınan güçle bugünü inşa etmek, bugünün sorumluluğuyla yarına yürümektir.
Çünkü devlet, sadece sınırları çizilmiş bir toprak parçası değildir. Devlet; ortak hafızanın, hukukun, güvenin, sorumluluğun ve birlikte yaşama iradesinin kurumsallaşmış hâlidir.
İstiklâl, bir milletin yeniden doğuşudur
Tarihimizin en çetin dönemlerinden birinde Anadolu, yalnızca topraklarını değil, geleceğini de savunmak zorunda kalmıştı. Millî Mücadele, işte bu varoluş iradesinin adıydı. Cephede silah tutan askerle cephe gerisinde ekmeğini paylaşan kadın, kağnısıyla cephane taşıyan köylüyle duasını milletinin bağımsızlığına katan din insanı, aynı büyük hikâyenin farklı kahramanlarıydı.
Cumhuriyet ise bu bağımsızlık mücadelesinin ardından millet iradesini esas alan yeni bir devlet düzeninin kuruluşunu temsil etti. Millî egemenlik, ortak geleceğin sorumluluğunu millete yükledi. Böylece istiklâl, yalnızca kazanılmış bir zafer olmaktan çıkarak korunması ve geliştirilmesi gereken sürekli bir emanete dönüştü.
Devlet-i Ebed Müddet ülküsünün en önemli düsturu, adaletle değerlerin yaşatılmasıdır.Devletin asıl gücü, vatandaşının kendisini güvende hissetmesinde ve geleceğe umutla bakabilmesindedir.
Bu sebeple devletin bekasının temel taşı olarak,Kur’an-ı Kerim’in Nahl suresinin 90. ayetinde “Muhakkak ki Allah, adaleti ve iyiliği emreder”buyrulur.
Zira devletin kalıcılığı, insanların devlete duyduğu güvenle; bu güven de adaletin gündelik hayatta hissedilmesiyle güçlenir.
Geçmişin mirası, geleceğin yükümlülüğüdür
Ecdadı anmak önemlidir; fakat ecdadı anlamak daha büyük bir sorumluluktur.Asıl mesele, onların hangi değerleri uğruna mücadele ettiğini kavramak ve bu değerleri çağın şartlarında yeniden üretmektir.
İstikbâl; laboratuvarda çalışan bilim insanının emeğinde, sınıfta öğrencisine umut veren öğretmenin gayretinde, helal kazancın peşindeki işçinin alın terinde, görevini hakkıyla yapan kamu görevlisinin sorumluluğunda ve evladını güzel ahlakla yetiştiren ailenin sabrında şekillenir.
Bir devletin kurumlarını ayakta tutan yalnızca kanunlar değil, o kanunların uygulanmasını destekleyen ahlaki sorumluluktur. Bir toplumun birliğini koruyan yalnızca ortak geçmiş değil, birbirinin hakkını gözeten ortak vicdandır.
Millî ve manevi değerler, birbirinden kopuk iki ayrı dünya değildir. Biri ortak aidiyetimizi beslerken diğeri davranışlarımıza ahlaki yön verebilir. Fakat her ikisi de insan onurunu, adaleti ve toplumsal barışı koruduğu ölçüde kalıcı bir anlam kazanır.
Farklı düşüncelerin ortak hukuk içinde bir arada yaşayabilmesi, toplumsal dayanışmanın güçlenmesi ve herkesin kendisini bu ülkenin eşit değerde bir parçası olarak hissedebilmesi, ortak geleceğimiz açısından önemlidir.
Devlet-i Ebed Müddet düşüncesi de bu noktada anlam kazanır: Devletin devamlılığı, geçmişin biçimlerini değişmeden korumak değil; milletin temel değerlerini çağın ihtiyaçlarıyla buluşturarak geleceğe taşımaktır.
Dün bağımsızlığımızı korumak için cephede mücadele edenlerin torunları, bugün aynı sorumluluğu bilgiyle, ahlakla, emekle ve hukuk bilinciyle taşımalıdır.
Neticede ,İstiklâl mirastır, istikbâl emanettir
Unutmayalım: Devletin geleceği, yalnızca sınırlarının korunmasında değil, o sınırlar içinde yaşayan insanların umutlarının korunmasında da saklıdır.
İstiklâlden istikbâle uzanan yol; bağımsızlıkla başlar, adaletle güçlenir, ilimle aydınlanır, ahlakla derinleşir ve gelecek nesillerin omuzlarında devam eder.
Hulasa,devletin ebedîliği bir temenniden ibaret kalmamalıdır; her neslin adaletle, emekle ve sorumlulukla yeniden inşa ettiği bir gelecek idealine dönüşmelidir.
Cumhuriyetin kuruluşunun 103. yıldönümü vesilesiyle Başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere Devletimizi büyütmek için çalışan devlet büyüklerimizi, Aziz Şehitlerimizi Kahraman Gazilerimizi Rahmetle yâd ediyoruz.
Next