Râfi‘ b. Amr’dan Ebû Mahzûre’ye: Nebevî eğitimde kişiye göre formasyon

Eğitim insanı tanıma sanatıdır

Eğitim denildiğinde çoğu zaman aklımıza müfredat, ders kitabı, sınav ve diploma geliyor.

Oysa eğitim, insanı tanıma sanatıdır.

Çünkü her çocuk aynı değildir. Her gencin dünyası, ailesi, çevresi, karakteri, sosyal konumu, psikolojisi ve yetenekleri farklıdır. Birine iyi gelen yöntem, diğerinde duvar örebilir.

İşte Hz. Peygamber’in eğitim modelini çağdaş pedagojik formasyon açısından önemli kılan noktalardan biri tam da budur: O, herkese aynı cümleyi kurarak değil, karşısındaki insanı tanıyarak eğitim veriyordu.

Bir tarafta hurma ağaçlarını taşlayan çocuk Râfi‘ b. Amr el-Gıfârî…

Diğer tarafta ezanla alay eden genç Ebû Mahzûre…

İki farklı yaş, iki farklı sosyal ve psikolojik yapı, iki farklı problem…

Fakat aynı Nebevî eğitim ilkesi:

“İnsanı kaybetme; davranışın arkasındaki ihtiyacı gör.”

Râfi‘: Yaramazlığın arkasındaki ihtiyacı görmek

Râfi‘ b. Amr henüz çocukken ensarın hurma ağaçlarını taşlıyor ve hurmaları düşürmeye çalışıyordu. Kendisi de nedenini açıkça söylüyordu: Yemek için.

Hz. Peygamber’in yaklaşımı son derece dikkat çekicidir.

Onu aşağılamıyor. “Yaramaz çocuk!” demiyor. Halkın önünde mahcup etmiyor. Davranışını görmezden de gelmiyor.

Önce soruyor: “Yavrum, hurmayı niçin taşlıyorsun?”

Çocuğun ihtiyacını öğreniyor.

Sonra davranışa alternatif sunuyor: “Hurmayı taşlama; yere düşenlerden ye.”

Ardından başını okşuyor ve onun için dua ediyor.

Burada muazzam bir pedagojik ilke var:

Davranışı düzeltirken kişiliği incitmemek.

Bugünün eğitimcisi için bunun karşılığı şudur: Çocuğun yaptığı yanlış ile çocuğun kendisini birbirinden ayırmak.

“Sen kötüsün” demek yerine, “Bu davranış doğru değil” diyebilmek.

Çünkü çocuk kendisini kötü olarak tanımlamaya başladığında eğitim kapısı kapanabilir.

Ebû Mahzûre: İsyanın içindeki yeteneği keşfetmek

Şimdi başka bir sahneye geçelim.

Ebû Mahzûre ve arkadaşları henüz Müslüman değildir. Ezan okunurken bir kenara çekilip ezanı taklit ederek alay ederler.

Bu, sadece bir “yaramazlık” değildir.

Ortada bir gençlik psikolojisi vardır. Grup davranışı vardır. Aidiyet vardır. Dikkat çekme isteği vardır. Otoriteye karşı mesafe vardır. Ve belki de bastırılmış bir yetenek…

Hz. Peygamber gençleri huzuruna çağırır.

Fakat onları topluca aşağılamaz. Ceza yağdırmaz.

Ebû Mahzûre’nin sesini fark eder.

Onu diğerlerinden ayıran özelliği keşfeder.

Ezanı ona öğretir. Tekrar ettirir. Hatalarını düzeltir.

Ardından ona değer verir, dua eder ve Mekke’de müezzinlik yapmasına izin verir.

İşte burada eğitim tarihinin en çarpıcı dönüşümlerinden biriyle karşılaşıyoruz:

Ezanla alay eden genç, ezanın müezzinine dönüşüyor.

Bu sıradan bir disiplin yöntemi değildir.

Bu, dönüştürücü eğitimdir.

Hz. Peygamber davranışın değil, insanın peşinden gitti

Râfi‘ b. Amr örneğinde çocuk hurma ağacını taşlıyor.

Ebû Mahzûre örneğinde genç ezanla alay ediyor.

Bugünün eğitim anlayışıyla bakarsak iki davranış da “problem davranış” olarak tanımlanabilir.

Fakat Hz. Peygamber problemi yalnızca davranışta aramıyor.

Davranışın arkasındaki insanı arıyor.

Râfi‘te ihtiyaç var: “Karnım acıkıyor.”

Ebû Mahzûre’de ise gençlik enerjisi, sosyal grup etkisi ve dikkat çeken bir ses yeteneği var.

Birinde çözüm: Alternatif davranış.

Diğerinde çözüm: Yetenek keşfi ve sorumluluk verme.

İşte kişiye göre eğitim tam olarak budur.

Aynı davranışın arkasında farklı sebepler olabilir.

Sosyolojik yapı bilinmeden pedagojik formasyon eksik kalır

Bugün Eğitimci yetiştirirken pedagojik formasyondan söz ediyoruz.

Ders planı… Öğrenme yöntemleri… Sınıf yönetimi… Ölçme ve değerlendirme…

Bunların hepsi elbette önemlidir.

Ama bir öğreticinin karşısındaki öğrencinin sosyolojik dünyasını okuyabilmesi de gerekir.

Çocuk hangi aile ortamından geliyor?

Hangi ekonomik ve kültürel çevrede yetişiyor?

Arkadaş grubu nasıl?

Aidiyet ihtiyacı ne durumda?

Kendisini değerli hissediyor mu?

Dikkat çekmeye mi çalışıyor?

Bir yeteneği var ama bunu gösterecek alan bulamıyor mu?

Otoriteyle problemi mi var?

Başarısızlık korkusu mu yaşıyor?

İşte öğretmen bütün bunları okuyabilirse pedagojik formasyon gerçek anlamına kavuşur.

Çünkü aynı davranışın arkasında farklı sebepler olabilir.

Bir çocuk derste konuşuyorsa yalnızca “disiplinsiz” olmayabilir. Belki görülmek istiyordur.

Bir öğrenci sürekli itiraz ediyorsa yalnızca “problemli” olmayabilir. Belki düşüncesinin değerli olduğunu hissetmek istiyordur.

Bir genç arkadaşlarının peşinden yanlış davranışlara sürükleniyorsa belki de güçlü bir aidiyet arıyordur.

İyi öğretmen davranışı cezalandırmadan önce şu soruyu sorar:

“Bu davranış bana ne anlatıyor?”

Nebevi formasyon: Önce insanı tanı, sonra yöntemi seç

Hz. Peygamber’in eğitim modelini birkaç kelimeyle ifade edecek olursak:

Tanı – anla – değer ver – yönlendir – sorumluluk ver.

Râfi‘te bunu görüyoruz. Önce soruyor. Anlıyor. Yanlış davranışı düzeltiyor. Alternatif gösteriyor. Şefkat gösteriyor.

Ebû Mahzûre’de ise başka bir formül ortaya çıkıyor:

Fark et – yeteneği keşfet – birebir öğret – güven ver – sorumluluk ver.

Bu iki olay bize çok önemli bir eğitim gerçeğini gösteriyor:

Eğitimde tek tip insan yoktur; dolayısıyla tek tip yöntem de olmamalıdır.

Öğretmen sadece bilgi aktaran kişi değildir

Öğretmen bazen bir çocuğun hayatındaki ilk gerçek “fark edici” olabilir.

Bir çocuğun yeteneğini ailesi görmeyebilir. Arkadaşları görmeyebilir. Hatta çocuk kendisi bile fark etmeyebilir.

Fakat öğretmen görebilir.

Bir öğretmenin “Sen bunu başarabilirsin.” demesi, bazen bir çocuğun hayatının yönünü değiştirebilir.

Ebû Mahzûre’nin hikâyesinde de asıl kırılma noktalarından biri budur.

Hz. Peygamber, gençteki kusuru görüp yeteneği görmezden gelmiyor.

Tam tersine, kusurun içindeki kabiliyeti keşfediyor.

Bu nedenle eğitim yalnızca eksik kapatma işi değildir.

Bazen eğitim, insanın içinde saklı olanı ortaya çıkarma sanatıdır.

Ceza vermek kolay, insan kazanmak zordur

Bugün eğitim sistemlerinin en büyük sorunlarından biri, davranışı hızlı biçimde kontrol etme arzusudur.

Yanlış yapan öğrenci: “Problemli.”

Derse katılmayan öğrenci: “İlgisiz.”

Sürekli konuşan öğrenci: “Disiplinsiz.”

Kurallara itiraz eden öğrenci: “Uyumsuz.”

Peki ya insan?

Etiketin altında kalan insanı kim görecek?

Hz. Peygamber’in eğitiminde insan, davranışından ibaret değildir.

Bu nedenle Ebû Mahzûre’nin hikâyesi eğitimciler için çok güçlü bir mesaj taşır:

Bir genci bir hatasıyla tanımlama.

Çünkü bugün sınıfın en problemli öğrencisi olarak gördüğünüz çocuk, yarının en başarılı insanı olabilir.

Yeter ki doğru anahtarı bulun.

Bugünün Eğitimcisi için iki Nebevî öneri

Râfi‘ b. Amr bize şunu öğretiyor:

“Çocuğun yanlış davranışının arkasındaki ihtiyacı keşfet.”

Ebû Mahzûre ise şunu öğretiyor:

“Gencin yanlış davranışının arkasındaki yeteneği keşfet.”

Birinde ihtiyaç, diğerinde yetenek öne çıkıyor.

İkisinde de ortak olan ise insan onurunu koruyan iletişim.

İşte gerçek pedagojik formasyon burada başlıyor.

Sözün özü: Her çocuğun kapısını açan anahtar farklıdır

Eğitimci, elinde tek bir anahtarla bütün kapıları açmaya çalışmamalıdır.

Çünkü her insanın kilidi farklıdır.

Bir çocuğa sevgi gerekir. Bir başkasına güven. Bir diğerine sorumluluk. Bir diğerine sınır. Bir diğerine cesaret. Bir diğerine ise yalnızca bir kişinin:

“Seni fark ettim.”

demesi yeterlidir.

Hz. Peygamber’in eğitim modeli bize şunu söylüyor:

İnsanı kalıba sokma; insanı tanı.

Çünkü eğitim, herkesi aynılaştırmak değil; farklı kabiliyetleri ahlak, bilgi ve sorumluluk ekseninde geliştirmektir.

Râfi‘ hurmayı taşlıyordu; ona alternatif gösterildi.

Ebû Mahzûre ezanla alay ediyordu; onun sesi keşfedildi.

Biri çocuktu, diğeri gençti. Biri ihtiyacını ortaya koydu, diğeri yeteneğini.

Fakat Nebevî eğitim ikisine de aynı şeyi söyledi:

“Sen kaybedilecek biri değilsin.”

Belki de bugün okullarımızda, sınıflarımızda ve eğitim politikalarımızda yeniden duymamız gereken cümle tam olarak budur:

“Çocuğun hatasına değil, hatanın arkasındaki insana bak.”

Çünkü iyi eğitim yanlış yapanı elemek değil, yanlış yapan insanı doğruya yönlendirecek yolu bulmaktır.

Ve gerçek öğretmen, yalnızca ders anlatan değil; insanın içindeki henüz keşfedilmemiş cevheri görebilen kişidir.Bu vesileyle Yeni Eğitim Öğreitm yılında ,değerli Eğitimcilerimize kıymetli öğrencilerine Başarılar diliyorum.

Muammer GÖKMEN