“Kuşluk vaktine andolsun...” (Duhâ, 93/1) Bir ayçiçeği tarlasının ortasında durduğunuzu hayal edin... Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte binlerce ayçiçeği aynı yöne döner. Güneş doğudan yükseldikçe onu takip eder, akşam olunca yeniden doğuya yönelerek ertesi sabahı bekler.
Bilim insanlarının heliotropizm adını verdiği bu hareket, yalnızca biyolojik bir olay değil; insan ruhu için de güçlü bir metafordur.
İşte Duhâ Sûresi tam da bu hakikati anlatır. “Ved-Duhâ” sadece kuşluk vakti değildir; karanlığı yaran ilahî aydınlık, vahyin doğuşu ve insanlığın yeniden umut buluşudur.
Mehmet Âkif'in tercümeleri üzerine yapılan değerlendirmelerde de belirtildiği gibi, bu kelime sözlük anlamının ötesinde derin sembolik anlamlar taşır.
Bugün insan da sürekli bir ışığa yöneliyor. Kimi zaman hakikate, kimi zaman ise ekranların ve algoritmaların sahte parıltısına…
“Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı.” (Duhâ, 93/3)
Bu ilahî mesaj, yönünü kaybetmiş bütün kalplere seslenmektedir.
Ayçiçeği ışığa dönerek büyür; insan ise yöneldiği değerlerle olgunlaşır. Merhamete yönelen merhametli, adalete yönelen adil, hakikate yönelen hikmet sahibi olur.
Ayçiçeği geceleri güneşi göremez ama onun yeniden doğacağını bilir. Mümin de imtihan gecelerinde Rabbinin rahmetinden ümidini kesmez.
Bugün milyonlarca insan sabah ilk olarak gökyüzüne değil telefon ekranına bakıyor. Duhâ Sûresi bize şu soruyu sorduruyor: Ben gerçekten hangi ışığa dönüyorum?
Sûrenin sonunda verilen emirler gerçek aydınlığın yolunu gösterir: Yetimi ezme, isteyeni azarlama ve Rabbinin nimetini anlat.
Sonuç olarak Duhâ, sadece güneşin doğduğu vakit değildir; kalbin yeniden hakikate yöneldiği andır. Ayçiçekleri güneşe döndükleri için büyürler; insanlar ise Allah'ın nuruna yöneldikleri ölçüde olgunlaşırlar.