İstanbul’a dönüşler başladı
İstanbul’a dönüşler başladı
İçeriği Görüntüle

Geçen hafta bir adliye koridorunda, elinde kalın bir dosya ile yürüyen bir avukata rastladım. Cübbesi omzundan hafifçe kaymış, yüzünde uykusuzluğun ince çizgileri vardı. Telefonda bir müvekkiline sakin olmaya çalışmasını söylüyordu:

 

“Merak etmeyin, elimden geleni yapıyorum.”

 

Bu cümle, aslında bir mesleğin özeti gibiydi. “Elimden geleni yapıyorum…” Ne kadar insani, ne kadar kırılgan…

 

Avukat dediğimizde çoğu zaman aklımıza güçlü savunmalar, keskin zekâlar, büyük davalar gelir. Oysa o cübbenin altında, her gün onlarca hikâyeyi omuzlayan bir insan vardır. Kimi zaman bir annenin gözyaşı, kimi zaman bir çocuğun korkusu, kimi zaman da haksızlığa uğramış birinin sessiz çığlığıdır taşıdığı.

 

Avukatlar, yalnızca hukuki metinlerle uğraşmaz. Onlar, insanın karmaşık dünyasıyla yüz yüze gelirler. Bir dosya, aslında bir hayattır. Bir dilekçe, çoğu zaman bir umudun son cümlesidir.

 

Ama bu hikâyenin bir de görünmeyen tarafı var.

 

O gün koridorda karşılaştığım avukat, görüşmesini bitirdikten sonra bir banka oturdu. Başını ellerinin arasına aldı. Belki de biraz dinlenmek, biraz nefes almak istedi. Çünkü o da yoruluyordu. O da üzülüyordu. O da bazen çaresiz hissediyordu.

 

İşte tam da burada, Avukatlar Günü’nü sadece bir “meslek kutlaması” olmaktan çıkarıp, bir “insan anlama günü”ne dönüştürmek gerekiyor.

 

Bugün avukatların çözüm bekleyen pek çok sorunu var. Uzayan yargı süreçleri, ağır iş yükü, ekonomik zorluklar, mesleki itibarın zaman zaman zedelenmesi… Ama belki de en derin mesele şu: Avukatların da insan olduğunun unutulması.

 

Toplum, çoğu zaman avukatı sadece “kazandıran” ya da “kaybettiren” kişi olarak görür. Oysa avukat, her davayı kazanamaz. Her hikâyeyi mutlu sonla bitiremez. Bazen elinden gelenin en iyisini yapsa da sonuç değişmez. Ve işte o zaman, sadece müvekkil değil, avukatın kendisi de bir yük taşır içinde.

 

Bir dava kaybedildiğinde, çoğu kişi eve döner. Ama avukat, o dosyayı zihninde taşımaya devam eder. “Acaba başka ne yapabilirdim?” sorusu, gecenin en sessiz saatlerinde bile peşini bırakmaz.

 

Bu yüzden avukatlık, sadece bir meslek değil; aynı zamanda bir vicdan meselesidir.

 

Ve belki de en çok bu yüzden, avukatların insani arka planını konuşmamız gerekiyor. Onların da tükenebileceğini, yorulabileceğini, kırılabileceğini kabul etmemiz gerekiyor. Çünkü adaletin yükünü taşıyanların da dinlenmeye ihtiyacı vardır.

 

Yazının başındaki o avukatı düşünün… Belki biraz sonra ayağa kalkıp başka bir duruşmaya girecek. Yine güçlü görünecek. Yine birinin hakkını savunacak. Ama biz bilirsek ki o cübbenin altında da bir kalp atıyor, işte o zaman adalet biraz daha insanlaşır.

 

Ve belki de bugün, bir avukata verilecek en büyük hediye şudur: Onu sadece kazandığı davalarla değil, taşıdığı yüklerle de görmek…

 

Çünkü bazı insanlar vardır; kendi hayatını susturup başkalarının sesine dönüşür. Ve işte o insanlar sustuğunda, sadece bir meslek değil… adalet de yetim kalır.Saygılarımla.

 

Muammer GÖKMEN

Uzman Vaiz