İnsanlık tarihi boyunca din, insanın vicdanını inşa eden en güçlü ahlaki referanslardan biri olmuştur. Buna rağmen tarih boyunca yaşanan pek çok acının kaynağı din değil, dinin istismar edilmesi olmuştur. Din; adalet, merhamet ve hakikati temsil ederken, din istismarı korku, çıkar ve tahakküm üretir.

Kur'an-ı Kerim açıkça uyarır: “Allah'ın ayetlerini az bir bedel karşılığında satmayın.” (Bakara, 2/41).

Hz. Peygamber (sav), “Kim bile bile benim adıma yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın.” buyurarak dini kişisel menfaat için kullanmanın ne kadar ağır bir vebal olduğunu göstermiştir.

Bugün din istismarı sosyal medya algoritmalarında, manipülatif videolarda, bağlamından koparılan ayet ve hadislerde de karşımıza çıkmaktadır. Duyguların öfke ve korku üzerinden yönetildiği dijital çağda insanlar çoğu zaman delili değil, yüksek sesle konuşanı takip etmektedir.

Psikoloji bize insanların belirsizlik dönemlerinde karmaşık ruh hallerinde kendilerini güçsüz zayıf hissettiği durumlarda bir güce inanca yönelmeye daha yatkın olduğunu söyler. Sosyoloji ise kapalı grupların eleştirel düşünceyi zayıflatarak aidiyeti mutlak itaate dönüştürebildiğini gösterir. Din istismarcıları tam da bu zayıf noktaları kullanır; sorgulamayı günah, eleştiriyi ihanet gibi sunarlar.

Oysa Kur'an'ın ilk emirlerinden biri “Oku!”dur. Kur'an tekrar tekrar akletmeyi, düşünmeyi ve delil istemeyi emreder. Hakikat sorgulamadan korkmaz; istismar ise sorulardan rahatsız olur.

Tarih boyunca din kisvesi altında yapılan her istismar, yalnız bireyleri değil toplumların dine olan güvenini de yaralamıştır. En büyük zarar bazen maddi değil; gençlerin din ile din adına hareket edenleri birbirine karıştırmasıdır.

Bu yüzden dini savunmak; bir figürü, bir topluluğu veya ideolojiyi savunmak değildir. Dini; cehaletten, fanatizmden, çıkar hesaplarından ve kutsalın araçsallaştırılmasından korumaktır.

Bugün bizlere ailelere düşen görev; korkuyla itaat eden bireyler değil, bilgiyle iman eden, aklı hür vicdanı hür cehaletten arındırılmış sorgulayan bireyler yetiştirmektir. Din istismarcılarına karşı uyanık ahlakla yaşayan ve merhameti merkeze alan nesiller yetiştirmektir.

Unutmayalım: Şeytan insanı çoğu zaman açık inkâra değil, hakikati araçsallaştırmaya çağırır. Bu nedenle çağımızın en büyük imtihanlarından biri, din ile din istismarını birbirinden ayırabilmektir.

Hakikatin sesi bağırmaz; vicdana hitap eder. Din insanı Allah'a yaklaştırır. Din istismarı ise insanı kişilere bağımlı hâle getirir. Aradaki farkı görebilen toplumlar geleceğini korur.