Bazı şehirler vardır; sadece taş ve topraktan ibaret değildir. Onların bir ruhu, bir sesi, bir hatırası vardır.
Fethiye de böyledir. Sabahın ilk ışıklarıyla denize düşen güneş, çam ormanlarının arasından yükselen reçine kokusu, dağların sessiz heybeti ve kıyılara vuran dalgaların ezgisiyle adeta yaşayan bir şiirdir.
İnsan ömrü ile ağaçların ömrü arasında görünmez bir bağ vardır. Bir çocuk nasıl sevgiyle büyüyorsa, bir fidan da ilgiyle büyür. İnsan nasıl köklerinden güç alıyorsa, ağaç da toprağın derinliklerinden hayat bulur. Belki de bu yüzden kutsal metinler ağacı yalnızca bir bitki olarak değil; hikmetin, sabrın ve bereketin sembolü olarak anlatır.
Kur’an-ı Kerim’de güzel sözün kökü sağlam, dalları göklere uzanan bir ağaca benzetilmesi boşuna değildir. Çünkü insanın da değeri, tıpkı bir ağaç gibi geride bıraktığı gölgeyle ölçülür. Meyvesiyle, faydasıyla, iyiliğiyle ve yaşattıklarıyla...
Bugün çevre meselesi yalnızca bir temizlik konusu değildir. Bu mesele aynı zamanda vicdanın, medeniyetin ve insanlığın sınavıdır. Yere bırakılan her çöp, kirletilen her dere ve hoyratça tüketilen her doğal kaynak, aslında geleceğin hatıralarına düşülen bir gölgedir.
Fethiye; mavinin ve yeşilin birbirine dua ettiği nadir coğrafyalardan biridir. Ölüdeniz’in eşsiz güzelliği, Babadağ’ın göklere uzanan vakur duruşu, koyların dinginliği ve ormanların sessizliği bizlere emanet edilmiştir. Emanet ise korunmak içindir; tüketilmek için değil.
Bir ağacın gölgesinde dinlenen insan, çoğu zaman o ağacın yıllarca süren sessiz mücadelesini düşünmez. Oysa her ağaç, toprağa yazılmış bir hayat hikâyesidir. Her fidan, geleceğe bırakılmış bir umut mektubudur. Bugün dikilen bir fidanın gölgesinde belki onu diken kişi oturamayacaktır; fakat gelecek nesiller nefes alacaktır. İşte medeniyet dediğimiz şey de budur: Kendimiz için değil, bizden sonrakiler için de yaşamak.
Peygamber Efendimizin, kıyametin kopacağını bilse bile insanın elindeki fidanı dikmesini tavsiye eden mesajı, umudun ve sorumluluğun en güçlü ifadelerinden biridir. Çünkü insanın görevi yalnızca yaşamak değil; yaşadığı dünyayı güzelleştirmektir.
Fethiye’mizi temiz tutalım. Sahillerimizi, ormanlarımızı, sokaklarımızı ve parklarımızı koruyalım. Çünkü temiz bir şehir sadece gözlere değil, gönüllere de huzur verir. Çevresine saygı duyan toplumlar, birbirine de saygı duymayı öğrenir.
Belki de ömrün sonunda bize sorulacak en önemli sorulardan biri şudur: Bu dünyadan geçerken neyi korudun? Neyi güzelleştirdin? Ardında nasıl bir iz bıraktın?
Ağaçlar bize sessizce şunu fısıldıyor: “Köklerin kadar geçmişe, dalların kadar geleceğe karşı sorumlusun.”
Öyleyse gelin; Fethiye’nin mavisini, yeşilini ve güzelliğini koruyalım. Çünkü Fethiye yalnızca yaşadığımız bir şehir değil; çocuklarımıza bırakacağımız bir emanettir. Ağaç yaşarsa şehir yaşar. Şehir yaşarsa insan yaşar. İnsan yaşarsa umut yaşar
Next