Vatan denildiğinde çoğumuzun zihninde sınırlar, bayraklar, kahramanlık destanları ve uğruna can verilen topraklar canlanır. Oysa vatan sevgisinin bir de sessiz dili vardır. O dil, bir ağacı korurken, bir çöpü yerden kaldırırken, bir dereyi kirletmemek için gösterilen hassasiyette kendini gösterir.
Çünkü vatan sadece üzerinde yaşadığımız toprak değildir; soluduğumuz hava, içtiğimiz su, gölgesinde dinlendiğimiz ağaç ve çocuklarımıza bırakacağımız ortak gelecektir.
İnsanlık tarihi boyunca medeniyetler nehirlerin kıyısında, bereketli ovalarda ve tabiatla uyum içinde yükseldi. Tabiatla savaşanlar değil, onunla ahenk kuranlar kalıcı eserler bırakabildi. Bugün de dünyanın karşı karşıya olduğu iklim krizleri, kuraklıklar, çevre felaketleri ve doğal kaynakların tükenişi bize aynı hakikati yeniden hatırlatıyor: İnsan, yeryüzünün sahibi değil, emanetçisidir.
Kur’an-ı Kerim'de şöyle buyrulur:
"Bozgunculuk yaparak yeryüzünde düzeni bozmayın." (A'râf, 56)
Bu ilahi çağrı yalnızca belirli bir topluma değil, bütün insanlığa yöneliktir. Çünkü kirlenen bir nehirin acısı sınır tanımaz; yok edilen bir ormanın eksikliği sadece bir ülkeyi değil, bütün dünyayı etkiler.
Peygamber Efendimiz (sav) ise yol üzerindeki rahatsızlık veren bir şeyi kaldırmayı imanın bir parçası olarak tarif etmiştir. Bu yaklaşım, çevreye duyarlılığın yalnızca fiziksel temizlik değil, ahlaki olgunluk meselesi olduğunu göstermektedir.
Bugün bir insanın vatanına olan sevgisini anlamak için büyük sözler söylemesine gerek yoktur. Yaşadığı çevreye nasıl davrandığına bakmak yeterlidir. Çünkü yere atılan her çöp, ortak yaşam alanına karşı gösterilen ilgisizliği; kaldırılan her çöp ise ortak geleceğe duyulan saygıyı temsil eder.
Sessiz kahramanlık bazen bir orman yangınını söndürmek için mücadele eden bir gönüllüdür. Bazen kıyıya vuran plastikleri toplayan bir gençtir. Bazen de kimsenin görmediği bir anda yere düşen bir atığı çöp kutusuna atan sıradan bir vatandaştır.
Medeniyet, yalnızca yüksek binalar yapmak değildir. Medeniyet; ardında temiz sokaklar, korunmuş ormanlar, yaşanabilir şehirler ve nefes alınabilir bir dünya bırakabilmektir.
Bugün çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miraslardan biri temiz bir çevredir. Çünkü miras sadece tapularla değil, değerlerle de aktarılır. Eğer gelecek nesiller temiz suya, temiz havaya ve yeşil alanlara sahip olacaksa, bu bizim bugünkü sorumluluklarımızı yerine getirmemize bağlıdır.
Vatan sevgisi bazen bir bayrağı gururla taşımaktır; bazen de o bayrağın gölgesindeki toprağı korumaktır. Bir ağacı yaşatmak, bir su kaynağını temiz tutmak, bir sokağı kirletmemek ve israftan kaçınmak; görünüşte küçük ama etkisi nesiller boyunca sürecek büyük davranışlardır.
Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, insanlığın ortak kaderi aynı yeryüzünde yazılmaktadır. Bu yüzden çevreye gösterilen her özen, yalnızca bir ülkeye değil, bütün insanlığa yapılmış bir iyiliktir.
Vatanı korumanın sessiz dili işte budur: Toprağa saygı, suya merhamet, ağaca vefa çevreye saygı ve geleceğe karşı sorumluluk...
Çünkü bazen bir milletin büyüklüğü, kazandığı savaşlarla değil; koruyabildiği emanetlerle ölçülür.
Vatanı korumanın sessiz dili
Muammer Gökmen
Yorumlar
Next